Umarım uzaylılar gelinlerle kaynanaları izlememiştir!

90’ların sabah şekeri, son yılların ödüllü belgeselcisi Savaş Karakaş ‘Filmin Devamı’ programı ile ekrana döndü. Karakaş son dönem TV programlarını eleştiriyor: ‘İnşallah gelin-kaynana kavgalarını uzaylılar izlememiştir. Yoksa biz Türkler hakkında ne derler düşünsenize?’..

Bir dönem her yerde karşımıza çıkan, gazetelerin baş sayfalarına, hatta ana haber bültenlerine bile konu olan kahramanlar zamanla unutulup gidiyor. Onları ekranda görmez, onların yaşamlarındaki gelişmeleri duymaz oluyoruz. BBG evinin sakinleri, büyük aşk yaşayan Sarah ile Musa, Clinton’ın burnunu sıkan bebek, Survivor birincisi Derya… Acaba bu kahramanlar şimdi neler yapıyor? Kanal 1’de başlayan ‘Filmin Devamı’ adlı program işte bu sorunun yanıtını ekranlara getiriyor. Yarın 3. bölümüyle karşınızda olacak ‘Filmin Devamı’nı 90’lı yılların ‘sabah şekeri’, son yılların ödüllü belgeselcisi Savaş Karakaş sunuyor… Bu program aslında Karakaş için de bir anlamda ‘Filmin Devamı’ niteliğinde… Biz de Karakaş’a ‘filminin devamını’ anlattırdık…

* Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü mezunusunuz… Şov dünyasına girişiniz nasıl oldu?
Lise ve üniversite yıllarımda yaz tatillerimde hep Antalya-Bodrum gibi tatil beldelerinde çalıştım. Dalış hocasıydım, dalış kurslarına öğrenci çekebilmek için sahneye çıkıyor, animasyon programlarında rol alıyordum. 90’lı yılların başında bir efsane olan Bodrum Halikarnas Disco’da showman olarak çalışmaya başladım. O yıllarda televizyonlarda ne kadar eğlence programı varsa, zaten Halikarnas’tan canlı yapılıyordu. Kendimi bir anda televizyon stüdyolarında buldum.

KALICI İŞLER YAPMAK İSTEDİM
* Renkli bir dünyada, tam da başarının doruğundayken neden sunuculuğu bırakıp belgesel çekmeye başladınız?
Maddi tatmin, ünlü olmak çok güzeldi ama ben kalıcı bir şeyler yaratmak istedim… Sadece sunuculuğunu yapacağım bir televizyon projesi değil, içerisinde gerçek kimliğimi de bulacağım bir yapım gibi… Bir belgesel dünyanın neresinde gösterirseniz gösterin, bir değerdir. İçerisindeki mesajın ulaşabildiği her yerde aynı saygıyı görür. Oysa; Türkiye’de ekrana gelen programları yabancı dile çevirip yurtdışında gösterin. Bakalım kaç kişi ne anlayacak? Mesajı olmayan bu programlardaki espirilere kim, ne kadar gülecek, acılara kim ne kadar ortak olacak? Benim yapmak istediğim işte bu çemberi kırabilmekti.

* Son yıllarda TV sektöründe pek çok program eleştiriliyor. Sizce 90’lı yıllarla şimdiki televizyonculuk arasındaki farklar nelerdir?
Televizyon ve iletişim teknolojileri bu kadar ileriye giderken, üretilen programların içeriklerinin bu kadar yerlerde sürünmesini ben kabul edemiyorum. Dünyadaki en son teknolojileri biz maalesef basitliğin ve avamlığın yayılması için kullanılıyoruz. Düşünün, suni bir kaynanagelin tartışmasını biz dev antenlerle uzaya gönderiyoruz, oradan da ekranlara yansıtıyoruz. Aya bayrak dikilen bir çağda, biz uzaya gelin-kaynana tartışması gönderdik. İnşallah uzaylılar bizim yayınları izlememiştir! Eğer öyle ise, biz Türkler hakkındaki düşüncelerini bir düşünsenize!

* Filmin Devamı ile uzun bir aradan sonra yeniden sunuculuğa döndünüz. Bu projede sizi çeken ne oldu?
Tarih her zaman ilgimi çekmiştir. Bu proje yakın geçmişin de bana uzak geçmişimiz kadar araştırılmaya değer olduğunu gösterdi. Toplumsal gelişimimizi göstermesi açısından programın çok büyük faydaları var.

* Bu program sizin için de ‘Filmin Devamı’ niteliği taşıyor diyebilir miyiz?
Kesinlikle… Hatta ‘Filmin Devamı’ projesinin yapımcısı Mehmet Akif’ten özellikle benim için de bir dosya hazırlanmasını rica ettim. Sabah şekerinin sessiz ve derin ilerleyişi! Biliyorsunuz ben halen İz TV’de belgesel programlarıma da devam ediyorum ama bu gerçekten çok farklı bir iş oldu. Ben aslında hiç televizyonculuktan kopmadım. 10 yıl boyunca BBC’de Avustralya ABC ve SBS TV’de, Discovery Channel ve National Geographic’te programlar yaptım. Şarkıcılarımızın Avustralya konseri gazetelerin ön sayfasında manşete çıkıyor ama maalesef bir Türk belgeselcinin başarısı aynı takdir ve karşılığı ülkemizde görmüyor.

HER HABERCİ MERAK EDER
* ‘Filmin Devamı’ projesi nasıl ortaya çıktı?
Programın fikir babası Mehmet Akif… Onunla 1994 yılında tanıştık ve yıllardır pek çok projeye birlikte imza attık. 2003 yılında Dumlupınar belgeselinde yine birlikte çalışmıştık. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi övgü ödülünü birlikte aldık. Bu fikri 2 sene önce benimle paylaştığında gerçekten çok heyecanlandım. Aslında her habercinin yanı başında olan bu soruyu Mehmet Akif sordu: ‘Şimdi nerede ve ne yapıyorlar’… Ben de araştırmacı kimliğimle destek vermeye çalıştım.

Derinlerdeki Tarih, Çanakkale Savaşı’nın ilk ve en kapsamlı sualtı belgeselidir. Çocukluk günlerimden hatırladığım, Çanakkale’de aldığı şarapnel yaralarıyla eli sakat kalmış dedemin hatırasını bu belgeselle ölümsüzleştirmek istedim. 1997 yılında Çanakkale Savaş’ı batıklarına sayısız dalış ya parak, sanki karanlıkta kalmış bu batıklarla dedemin hikâyesini de gün ışığına çıkarttım. Ülkemizde rica minnet sabaha karşı 5’te yayınlandı, Avustralya’da en çok izlenen 50 program arasına girdi. 2003’te ise Çanakkale’de batan Dumlupınar Denizaltısı’nın kapsamlı bir sualtı belgeselini hazırladım: ‘Son Söz: Vatan Sağolsun’ ve ‘Dumlupınar’a Dönüş’ adlı iki bölümlük Dumlupınar 50. Yıl belgeseli…

(GÜNAYDIN)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s