Tribünler ‘yuh’ demeden adam gibi çekileceksin!


Guinness Rekorlar Kitabı’na 395 senaryo ile giren usta senarist ve yönetmen Safa Önal, jübile filmi ‘Hicran Sokağı’ için gün sayıyor: Senaryocu olarak sinemada kalmaya niyetliyim ama yönetmenlik için enerjim yok. Tribünler yuhalamadan adam gibi çekileceğim!..

Trkiye’nin usta yönetmenlerinden biri Safa Önal… Hani şu Yeşilçam’ın tozunu her nefes alışında hissedenlerden! Belki de bu yüzden, 50 yılı aşkın zamandır bıkmadan, usanmadan sinemaya emek veriyor. Bir süre önce 395 senaryosuyla Guinness Rekorlar Kitabı’na giren 76 yaşındaki Önal; şimdilerde jübile filmi ‘Hicran Sokağı’nın hazırlıklarını yapıyor.

AYNAYA DOĞRU BAKMALI
Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Selda Alkor, Cüneyt Arkın, Bülent Kayabaş, Haldun Dormen, Engin Çağlar, Selma Güneri ve Müjdat Gezen’in rol alacağı filmin çekimleri ağustosta başlayacak. Bugüne dek 36 film çeken Önal, yönetmenliği bırakma nedenini şöyle açıklıyor: “Bu işe bir spor gibi bakacak, tribünler yuhalamadan adam gibi çekilmeyi bileceksin! Kimseyi üzmek istemiyorum. İş morukluğa döndü mü, aynaya doğru bakmalı.” Eylülde, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan bir anı kitabı çıkaracak olan Safa Önal’la; Yeşilçam starlarıyla çekeceği son filmi ‘Hicran Sokağı’nı konuştuk.

* ‘Hicran Sokağı’nın dev kadrosunu nasıl oluştu? Benim geçen seneden beri üzerinde düşündüğüm bir projeydi. Kenar mahalle hikayelerini ve insanlarını çok sevdiğim için; böyle bir film yapmayı düşlüyordum. Türk Sineması’nın emektarları projeyi öğrenince, beni aramaya başladı. Hepsi rol almak istiyordu. Mesela Hülya Koçyiğit bu filmin basın toplantısı öncesinde ‘Şu toplantıyı yap be Safa Ağabey! Zaten bir avuç kaldık. Nasıl bir dayanışma içinde olduğumuzu tüm kamuoyuna gösterelim’ diyordu. Bu beni çok etkiledi.

KEŞKE SADRİ DE OLSAYDI

* Bu filmde oynatmayı istediğiniz bir isim var mıydı? İlk filmimi 1953 yılında yaptım, 1963’te ise Sadri Alışık’la çalışmaya başladım. Zaten ‘Hicran Sokağı’nı da onun anısına ithaf edeceğim. Yaşasaydı bu filmde olmasını çok isterdim. Onunla et ve tırnak gibiydik, ailece görüşüyorduk. Hatta Kerem Alışık’a kirvelik yaptım.

* ‘Hicran Sokağı’ sizin jübile filminiz, 76 yaşındasınız ama gayet dinç görünüyorsunuz. Jübile fikri nasıl ortaya çıktı? Ben senaryocu olarak kalmaya niyetliyim ama yönetmen olarak o enerjiyi taşımıyorum. Sabahın 6’sından, akşamın 12’sine kadar film çekme gücüm yok! Altından kalkamam. Hastalanırım, istediğim enerjiyi yakalayamayacağım için istediğim filmi de yapamam. Yönetmenliğe bir spor gibi bakacak, tribünler yuhalamadan adam gibi çekilmeyi bileceksin! Kimseyi üzmek istemiyorum. İş morukluğa döndü mü, aynaya doğru bakmak lazım. Onlara küsmemek lazım çünkü ayna gerçeği yansıtır.

* Aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Çok saygı duyduğum bir adam görüyorum. Namusuyla yaşamış, kimsenin arkasından konuşmamış, haram lokma yememiş, iftira atmamış biri. Ayrıca aynaya baktığımda; Yeşilçam ekmeğiyle aile kurmayı başarmış birini de görüyorum. Yoksa niye bu kadar insan beni omuzlamak için biraraya gelsin değil mi?

* Peki bu kadar starın oynadığı filmde bir başrol olacak mı? Bir başrol var tabii. Dramatik yapı içinde bozmadan çizilmiş, hatta güçlendirecek şekilde yazılmış bir başrol var. Bütün kadro hazır; bir tek o genç arkadaşımız senaryodaki adıyla ‘Arif Yanıktaş’, henüz bulunmuş değil. Çekimlere yaklaşık üç hafta var. O süre içinde elbet bulunacaktır; hiçbir uçak havada kalmaz. İSTEDİĞİM GİBİ YAŞADIM

* 395 senaryo ve 36 filmle Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiniz. Bu size neler hissettirdi? Şaşkınlık verici bir duygu! Şimdi baktığımda, ‘Nasıl yazmışım? Nasıl yapmışım?’ diyorum. Belki yazılır ama bir de yazdıklarınızla; Kadir İnanır, Tarık Akan, Türkan Şoray gibi oyunculara hizmet veriyorsunuz. Üstelik hepsi de sizden memnun kalıyor. Salon filmi de yazdım, aşk filmi de. Öztürk Serengil’e ‘Abudik Gubidik’ isimli komediyi yazmışlığım bile var. Film öyle tutmuştu ki, Öztürk Serengil Osmanbey’de aynı isimle gece kulübü açtı.

* ‘Abudik Gubidik’ adlı kulübün açılmasının size bir kazancı oldu mu? Maddi anlamda olmadı ama ben hayatta istediğim gibi yaşadım. İstediğimi aldım, giydim, yedim ve içtim. Ben hep yazmayı ve film çekmeyi sevdim.

* ‘Nayır, nolamaz’ diyaloglarının sizin filmlerinizle başladığı söylenir…

Bunlar sinemayı küçümseyen, benim reddettiğim konuşmalar! Yani Türk Sineması’na hiç gitmemiş insanların lafları. Sinema devlet ve özel sektör dahil hiç kimseden destek görmemişti. Böylesine yardım görmemiş bir sanayinin karşısına geçip, ‘nayır; nolamaz’la çirkinleştirmenin anlamı yoktur. Seslendirme ekibi, sabahın 8’inde stüdyoya girip, akşam 10’da çıkıyordu. Bir karanlık odada, karşılarında dönen filmi dışarıyla irtibatları olmadan seslendiriyordu. Bütün esprileri de ‘nayır nolamaz’dan ibaretti. Ama bu bir suç ya da kültür eksikliğiymiş gibi bahsedildi. İçimden bunlarla dalga geçenlere hakaret etmek geliyor.

* Özel hayatınız hakkında fazla bilgi yok. Evli misiniz? İki kez evlendim. İki eşimden de ayrıldım. İlk eşimden çocuğum yok, ayrılma nedenlerimden biri de odur. İki eşim de sinema camiasından değildi, bu sektörden kimseyle duygusal ilişki kurmadım. Bu da bana artı puan getirdi. Oysa bugünün şöhretlerine baktığınızda devamlı aşklar içindeler.

AZ ZAMANIM KALDI

* Bir oğlunuz var galiba, kaç yaşında? Oğlum Umut 34 yaşında. Hayatta bir tek onun için yaşıyorum. Şimdi yeniden bir meslek, yeniden bir eş seçemem. Neye bakıyorsam, hepsi arkamda kaldı. Önümde az zaman var… Bunu kabullenmeliyim.

* Umut da sinemacı mı? Hayır. Üniversiteyi bitirdi. Ben bu camiaya girmesini çok istedim ama o girmedi. Çok yakışıklıydı. 4-5 yaşında çocuk oyuncuların çok revaçta olduğu bir dönemde onu filmde oynatmak istediler ama o oynamadı. ‘Hicran Sokağı’yla ise ben yapımcısı olduğum için ilgileniyor.

* Peki ‘Hicran Sokağı’nda oğlunuz da oynayacak mı? O perde arkasında olur ama ben anı olsun diye bir plan kameranın önünden geçebilirim. Montajda da belki o bölümü atabilirim. Benim amacım bu orta çaplı bir film çekmekti ama buna Yeşilçam izin vermedi. Arkadaşlarım ‘Sen 54 yıl bize hizmet ettin, biz de sana bir şeyler yapalım’ dediler. Bu beni çok duygulandırdı.

* İlk imzalı yazım, 1945’te Nişantaşı Ortaokulu’nda okuduğum dönemde çıktı. Ayhan Işık, Semih Balcıoğlu, karikatürist Ferruh Akdilek, ben ve Hasan Pulur okulun gözde öğrencileriydik. Ayhan’la 45’te aynı dergide onun resim çizmesi ve benim öykü yazarlığımla başlayan bir dönem; 53 yılında ilk senaryomda Ayhan Işık’ın oynamasıyla patladı.
* Hürriyet gazetesi 53 senesinde birinci sayfasında ‘Dedektif Nick’ diye bir çizgi bant yayınlıyordu. ‘Yeni Sabah’ da o dönemde Hürriyet’le rekabet halindeydi. Onlar da bir çizgi bant (strip) yapmaya karar verdi. Dedektif Nick’in yerlisini istiyorlardı. Ressam arkadaşlarım bunu duyup, bana teklif getirdi. Yaptığım iş çok beğenildi ve sinemacıların da dikkatini çekti.
* 53 ile 61 yılları arası o dönem en çok satan kadın dergisi ‘Yelpaze’de Yazı İşleri Müdürlüğü yaptım. Ondan sonra ‘Hayat’ dergisine istediler ama ben sinemaya döneceğimi söyledim. Sabah için fotoroman yazdım, Vedat Nedim Tör’ün yönettiği ‘Hayat Dergisi’nde öykü yazarlığı yaptım. İyi yazdım, kötü yazdım ama hiç durmadım. (SABAH)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s