Sezen’in yeni albümü sanki bir şarkılı belgesel

Can Dündar, bu Pazar Milliyet’te yayınlanan yazısında Sezen Aksu’dan aldığı en taze haberleri ve dinlediği yeni albümünü anlatmış. Basına “Kökler” adıyla yansıyan albümün adının bu yazıda Deniz Yıldızı olarak geçmesi kafaları kurcalarken, Dündar’ın satır aralarına göz atıyoruz:

SEZEN AKSU haziranda yeni bir albümle geliyor: “Deniz Yıldızı”. İlk dinleyenlerden biri olma ayrıcalığını tattım. Sezen yeni doğmuş yeğenini, Hrant Dink’i, Onno Tunç’u, İzmir’in kızlarını anlatıyor şarkılarda. Türkiye gibi; az güldüren, çokça hüzünlendiren bir albüm. Fikrimi soruyor, “Şarkılara dökülmüş bir belgesel olmuş” diyorum.
Sezen Aksu’yla 23 Nisan gecesi NTV’de UNICEF’in “Anaokulu Ekliyoruz” kampanyası için iki saat canlı yayın yaptık… O gün 1 milyon YTL toplandı; sevindik, gururlandık.
Şöhretini kâh yeni yeteneklerin kâh Cumartesi Anneleri’nin kâh Hasankeyf’in kâh Allianoi’nin hizmetine sunan “UNICEF küçükelçisi”ne bir kez daha şapka çıkardık.
Sekiz yıl süren ve onu hayli hırpalayan hastalığı gömmüş, eski sağlığına, neşesine kavuşmuştu.
Ev sohbeti tadındaki söyleşinin ardından, iki kat yukarı çıkana dek 20 ayrı kişi ve grupla fotoğraf çektirdi Sezen…
10 dakika içinde rica üzerine birinin şiirini okudu; birinin şarkısını dinledi, bir konser davetini kibarca geri çevirdi.
Bir sanatçı arkadaşının sevgilisine evlenme teklif ettiğini öğrendi; hemen kızı arayıp tebrik etti.
Sonra da inanılmaz bir enerjiyle, (aç karnına) gece yarısı soluğu stüdyoda aldı; yeni albümü için çalışmaya daldı.
Davet üzerine ben de ona eşlik ettim. Bu albüm için Amerika’dan gelen Arto Tunçboyacıyan’la ve günde 19 saat çalışarak en düzgün sesleri yakalamaya çalışan teknisyen dostlarıyla tanıştım. Haziranda çıkacak “Deniz Yıldızı” albümünün ilk dinleyicilerinden biri olmanın ayrıcalığını tattım.
Çok açık etmeden, albümden tüyolar vermeye çalışacağım.

Aşktan çok hüzne yakın
Ondan yürek sızlatan hisli aşk şarkıları bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar. Albümün yürek sızlatacağı kesin ama melankoliden değil kederden…
Sezen Aksu’nun yeryüzünde ve ülkesinde yaşananlardan damıtıp ciğerinden söktüğü, gözlerindeki kan çanağıyla suladığı bir albüm bu…
Mısralarında birkaç yıldır yaşadığımız kavgaların sancısı, yitirdiğimiz canların sızısı, başımıza gelenlerin tortusu var.
Vicdana yazılmış mektuplar bunlar; popüler sanatın kayıtsızlığını, suskunluğunu yarıyorlar.

“Son İstanbul Beyi”
Sezen iki hafta önce doğan yeğenini, alışkın olmadığımız kadar kişisel, otobiyografi tadında, masum mısralarla selamlıyor; selamlarken kendi çocukluğuna, çocuğuna göndermeler yapıyor.
Sonra bebeğin müjdesinden, katledilen bir dostun matemine geçiyor, “Güvercin”le Hrant’ı anımsıyor; “Bir daha uçar mı güvercin” diye sorarak sanki yalnız ona değil, yitirdiğimiz vicdanımıza ağıt yakıyor.
Dönüyor; unutulmaz “Yol Arkadaşı”nı anıyor; “Son İstanbul Beyi” Onno’ya sitem ediyor:
“Ben sana küsüm aslında / senin haberin yok…”

“İzmir’in Kızları”
Türkiye gibi; az güldüren, çokça hüzünlendiren bir albüm bu…
Gerçi arada bir “tak tak tak” ritim tutan bir Roman şarkısında ya da “Menajer”de, o bildiğimiz, uçuk, işveli Sezen oluyor. Bu yaz Çeşme’yi sallayacak “İzmir’in Kızları”nda fayton ve topuk tıkırtıları arasında Kordon’da etek uçuşturuyor.
Ama sonra “Beşik”le yeniden içe kapanıyor.
“Buraya bu acıyı çekmeye geldik / Hazdan kendimizden geçmeye geldik / Hayat iksirinden içmeye geldik / Geldik, gidiyoruz.”

Bizi affet Mehmet!
Fikrimi soruyor:
“Şarkılara dökülmüş bir belgesel olmuş” diyorum.
Albüme sinen hüznün nedenini şöyle anlatıyor:
“İnsanın yaşadığı dünyada, ülkesinde olanlara kayıtsız, sessiz kalması mümkün değil. TV’den, gazetelerden, ülkenin bugününden ne biriktiyse albüme de yansıdı tabii: İnsanın insanla kavgası, savaş, kan, gözyaşı…
Zaman içinde insan kendi merkezine uzaklaştıkça başkalarının acılarına karşı daha hassaslaşıyor. Gençlikte acı, başkalarının acısı ama yaş aldıkça onlar senin acın olmaya başlıyor.”
“Mehmet” o birikimin ürünlerinden biri… Karmaşık bir siyasi soruna, insanın penceresinden bakan bir feryat:
“Mehmet daha çok küçüksün Mehmet / Bilmiyorsun tabii neden bu sonsuz nöbet / O kadar vaktin olmadı zaten / Ama sen ümit etmeye devam et.
Mehmet, küçücüksün Mehmet / İnsan soyu böyle en nihayet / Öteki desen beriki desen / Kendini de bizi de dünyayı da affet!”

Ümitvar
Yine de Mazhar gibi “Benim hâlâ ümidim var” diyor Sezen:
“Burası vicdanlı bir coğrafya… Hiç umulmadık anda, insanın ümitlerini yeşertiveriyor.”
Bütün bu yaşananların, yılların suskunluğunu yeni yeni delmekten, konuşulamayan tabuları nihayet deşebilmekten, yani değişmekten, demokratikleşmekten olduğuna inanıyor:
“Daha yeni konuşmaya başladığımızdan önce dövüşüyoruz doğal olarak ama bunun arkasından ortak bir sağduyunun devreye gireceğine inanıyorum ben… Çünkü çelişki çözülmek içindir; üzerine oturup beklenmez. Buna zaten hayat izin vermez. Hayatın kusursuz bir programı var. O program karşısında insanoğlu direnemez. Ben umudumu kaybetmeyeceğim.”

NE DEDİ?

“Şöhretim bir işe yarasın istiyorum”

Neden röportaj vermiyor?
“İnsan şarkıcı kimliğiyle röportaja oturduğu zaman düello gibi bir karşılaşma oluyor. Karşı taraf haber çıkarmak istiyor; benim tarafımda oturan da kendini koruyup kollamak istiyor. İki taraf da gizli bir zeka yarışına girişiyor. Düşündüm; ‘O enerjiyi şarkıya türküye ayırırsam daha hayırlı olur memleket için’ dedim.”

Annesiyle özel bir an
“Geçen sene annemlerin yanındaki odada kalıyorum. Annem ‘Gel Sezencim, yanıma uzan’ dedi. Böyle şeylere alışkın değilim ben… Yanına uzandım annemin; sarıldı bana… ‘Sen çocukken okula gittikten sonra ben hep arkandan öpüp koklardım. Bize öyle öğretmişlerdi. O zamanlar yeteri kadar öpüp okşamadığım için hep çok üzülüyorum’ dedi. Şimdi şapur şupur rötar kapatıyoruz.”

Ünlü olmak
“Günümüzün iletişim koşullarında ünlü olmaktan daha kolay bir şey yok; ille bir şey üretmen gerekmiyor. Hayata bir değer katmadan da öyle gerine gerine dolaşabilirsin ömür boyu… Ama ne için ünlü olduğun, hayata ne anlam katabildiğin önemli… Popüler olmam bir işe yarasın istiyorum.”

Gazetecilere karşı açtığı davalar
“Ben yalana kızıyorum. Yıllarca kendine, kimliğine, duruşuna özen gösteren bir insana birileri gelip kılıç sallarsa buna kayıtsız kalmamak gerekir. Bundan her insan rahatsız olur ama şöhretli biri olunca, ‘Gülü seven dikenine katlanır’, ‘Sen herkese aitsin’ diyorlar. Öyle bir şey yok. ‘Ünlü olmanın bir bedeli vardır’ lafını icat edeni bilmiyorum ama ben katiyen o adamla aynı fikirde değilim. Ne suç işledim de ömür boyu gözaltında olmak gibi bir bedel ödüyorum? Buna ikna olmadığım için, kendi tavrımı korumaya gayret ediyorum.”

Politika
“Politikaya insani bir yerden bakıyorum. Dört dörtlük uzlaşacağım bir politik görüş bulsam, oradan söylerim söyleyeceğimi ama dört dörtlük uzlaşma olmadan işbirliği yaparsan suç ortağı olursun. ‘Öyle bir vicdani yükü kaldıramam’ diye düşündüğüm için direkt bir politik duruş sergilemiyorum. Hissettiğim ne varsa şarkılarımda söylüyorum. Konuşma dili benim uzmanlık alanım değil; sınırlarımı geçerim, iyi bir şey söyleyeceğim derken yanlış bir şey söylerim. Halbuki şarkı, günahıyla sevabıyla arkasında duracağım kendi dilim… ‘Ben yazdım kardeşim’ diyeceğim gazetem benim…”

“Herkesi oyasım var” sözü nereden çıktı?
“Sabah TV’de kadın programlarını seyrediyordum.
O kadar acayipti ki… Kocasını öldürmüş bir kadın, hapishaneden çıkmış ağlaya ağlaya anlatıyor. Programı sunan da ‘Amaaan biraz da keyifli şeylerden bahsedelim’ diyor; çakkıdı çakkıdı oynuyor. Kendimi de, herkesi de boğmak istedim seyrederken… Hem kendime hem sisteme bir gönderme var orada; bir söylenme, homurdanma hali…”

“Şiirimi oku, şarkımı dinle” diyenler
“Evet, o yönde çok talep geliyor; kendimi öldürmek istiyorum bazen… Üstelik herkes kendini tek zannediyor, oysa bütün ülkeden geliyor. Elimden geldiği kadar tavsiyede bulunuyorum, ıvırıp kıvırıyorum; işte ‘Şu okula git, burada biraz öğren’ falan diyorum; ne diyeyim, ‘Karga gibisin sen söyleme’ denmiyor; çok zor bir şey o…”

ALBÜMDEN BİR ŞİİR

Tanrının gözyaşları

Bu korkunç kuraklık
Boynu bükük buğday başakları
Bu çorak toprak, bu susuzluk
Tanrının kuruyan gözyaşları

Bir büyük gözaltı hayatımız
Ölü çocuklar coğrafyasında
Kayıp destanı hikayemiz
Melekler anaların dilsiz yasında

Bebeler ergen doğuyor
Ninniler kahramanlık masalları
Yaşayan bu kanlı haritada
Taşırken iki büklüm onca yası

Bu korkunç bataklık
Yutuyor körpe tomurcukları
Dört kitap yazıyor
Eşittir tanrının çocukları…

Bir günü nasıl geçer?

“Ben 24 saat çalışıyorum aslında… Sabah saat 6’da balıkçı karıları gibi erkenden kalkıyorum. İki saat gazeteleri ilan sayfalarına kadar okuyorum. Babamı arıyorum. O saatte bir tek o ayakta oluyor. Memleketi kurtarıyoruz.
Öğlene kadar okuyup yazıyorum. Herkes bestelerimi gece yapıyorum sanır. Çünkü müzisyenler genellikle gece çalışır, akşama kadar uyurlar. Oysa benim en verimli olduğum saatler sabah saatleri… Saat 9,5’ta stüdyodayım; cadı gibi gidiyorum oraya, ‘Ben şarkı söylemeye geldim’ diye…
Albüm olmadığı zamanlar da boş duramıyorum. Başkalarının albümleriyle uğraşıyorum. O da yoksa çiçek ekiyorum, avize şapkası yapıyorum, koltukların yerini değiştiriyorum, ayakkabı ya da takı yapıyorum ve tabii yüzüyorum; düzenli spor yapıyorum.”


Reklamlar

‘Çocukların sınırlara ihtiyacı var’

POP müzik yıldızı Madonna, televizyona karşı olduğunu belirterek, “Çocukların sınırlara ihtiyacı var, aksi takdirde çıldırırlar” dedi. Madonna, kızı Lourdes ile oğlu Rocco’nun dinledikleri müziğe ise karışmadığını söyledi. Kendini bir “isyancı” olarak gördüğünü belirten Madonna, “Yetişkinlerin, içinde yaşadıkları toplumu eleştirmelerinin çocuklara zarar verdiğine inanmıyorum. Ama dünyayı kurtaracaksak biraz da eğlenmeliyiz” dedi.

Dijital türküler söyleyen bez bebek

(Murat Beşer’in Milliyet’in Pazar ekindeki yazısından)

Ninelerimizin sesinden, radyoların cızırtılı yayınlarından, TRT günlerinin siyah-beyaz programlarından dinlediğimiz türküler, modern dünyanın dijital seslerinden nasibini alıyor.

Elimizde Yeni Dünya Müzik tarafından basılmış, türküleri siber aleme sunan anlamında kullanan “Saybirturku” adlı elektro tarzında bir albüm var. Daha önce bazı toplama albümlerden ve elektronik müzik alanındaki çalışmalarından DJ Kambo adıyla tanıdığımız Erdinç Kamışlı’nın belki de en ilginç projesi Saybirturku.
Dünyanın dört bir yanında başarılı yapımlara imza atmış bulunan; film, fragman, reklam ve dizi müzikleri yapan bu başarılı prodüktör, bu projesinde çok bilinen şarkıları, türküleri dijital

altyapılar ve sert seslerden örülü bir dans müziği temelinde yorumluyor.
Üç yıllık geçmişi var “Saybirturku”nun. Müziği internetten paylaşanlar iyi tanıyor. Bazı parçalar Myspace ve Youtube’da çok ciddi bir dinleyici potansiyeli oluşturmuştu çünkü.
Müzisyeninin kendini arka planda tutmayı yeğlediği “Saybirturku” projesi güleç yüzlü, fettan bakışlı Cimcime Aybala tarafından temsil ediliyor. Bir gün tesadüfen oyuncakçı dükkanında kendisine rastlanarak işin başına getirilen Cimcime Aybala, başından beri projeyle özdeş

tutulmuş haylaz bir bez bebek. Bez bebeklerle oynayarak büyümüş bir kuşağın dünyası ile modern zamanların bileşkesi. Hem eski hem yeni; hem gelenekçi hem gelecekçi.
Cimcime Aybala’nın pamuk, kumaş ve iplikten mütevelli varlığında vücut bulan müzikler, eski ve yeni dünyanın bir arada bulunduğu, organik yerel seslerle batının dijital notalarının iç içe geçtiği çok dünyalı bir renk cümbüşü.
Kusursuz vokal kes-biçleri, olağanüstü ses bindirmeleri ve mütevazı minimal yorumlarıyla “Saybirturku”, türkülere kazandırdığı yeni dijital boyutu, taşıdığı enerji ve duygusallığı öne sürerek, türküleri bizim gibi radyodan dinleyerek büyüme şansı yakalayamamış ama melodiyi ve dansı seven yeni kuşaklara farklı bir teklifte bulunuyor.

“Katibim”in rap yorumu
Zehra Bilir’in sesiyle aşina olduğumuz kanto melodili Sakarya türküsü “Helvacı”, albümün en iyilerinden. 60’larda Kamuran Akkor tarafından meşhur edilen, Azeri müzisyen Rashid Behbudov tarafından yazılan “Dağlar Kızı Reyhan”dan uyarlanan “Reyhan”, akıllara kazınacak bir diğer yorum.

Tek erkek tarafından okunduğunda bir travesti olduğu sanılan “Osman Aga”nın hikayesini konu edinen Rumeli türküsü “Osman Aga”, türkünün orijinalindeki espriyi bayan vokaliyle tersinden okuyor. Bu parçaları Kanada’da yaşayan Türk kızı Aylin Korsal söylüyor; kırık Türkçesinin taşıdığı duygusallıkla.
Bir de “Katibim” olarak da bilinen İstanbul türküsü “Üsküdar’a Giderken”in rap yorumu var. Sözler Üsküdarlı hanım rap’çi Kleftra tarafından yazılmış, okunmuş. Dinlenmesi kolay, ritmik-melodik ve akılda kalıcı parçalardan oluşan albümdeki tek atmosferik senfonik parça “Poppy’s Rainbow”u, beş yaşında duyma engelli bir İngiliz kız çocuğu söylüyor. “Afedersin”de söz ve vokal Sultan Tunç’a ait. Samimi, yalın ve yaşama sevinci veren dijital t

ürkülerin yanı sıra, içinden sert titreşimlerin geçtiği enstrümantal elektro parçalar da dikkat çekiyor albümde.
Gepetto Usta’nın bir kütük parçasından yarattığı Pinokyo’sundan sonra, oyuncakçılardaki hiçbir bez bebek, alev saçlı, kepçe kulaklı, çimen yeşili gözlü, pembe yanaklı, ay yüzlü Cimcime Aybala kadar şanslı olmamıştır herhalde.

Tarkan’ın koruması Kylie’ye gölge olacak

Kuruçeşme Arena’da 20 Mayıs’ta konser vermeye hazırlanan Kylie Minogue’u, Tarkan’ın yakın koruması Levent Ağaoğlu adım adım takip edecek. Koruması Kylie’yi ‘gölge gibi’ takip ederken, Tarkan da onun konserini izleyenler arasında olacak.

ÜÇ GÜN BOYUNCA TAKİP EDECEK
Son olarak Lost’un ‘Sawyer’ı Josh Holloway’i koruyan Ağaoğlu, bu tür iş anlaşmaları olduğu zaman Tarkan’dan izin aldığını belirtiyor. Minogue İstanbul’da üç gün kalacak.

Aslı gölgede kalmak istemedi

İnternette seslendirdiği şarkısı ‘Kalp Kalbe Karşıdır’ ile Ferhat Göçer’in dikkatini çeken Aslı Güngör, ENBE Orkestrası’nın albümünde Göçer ile birlikte bu şarkıyı seslendirmişti. Güngör önümüzdeki hafta ilk solo albümünü çıkarmaya hazırlanıyor. Genç şarkıcı, albümüne destek vermek isteyen Ferhat Göçer’i, “Zaten yapığımız düet ile tanındım. Yine birlikte olursak bu kez gölgende kalırım” sözleriyle kibarca reddetti. Güngör’ün kendi yazdığı şarkılardan oluşan albümünün prodüktörlüğünü Sinan Akçıl üstlendi.

Yunanlı Diva coşturdu

Yunanistan’ın ‘Diva’sı Katy Garbi, reklam ve pazarlama kuruluşu Square Group’un davetlisi olarak geldiği İstanbul’a hayran kaldı. Firmanın Cahide Cabaret’de düzenlenen gecesine konuk sanatçı olarak katılan Garbi, eğlenceli bir şov sergiledi. Ziynet Sali ve Katy Garbi’nin düeti davetlilerden büyük alkış aldı. Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş da Garbi’yi ayakta alkışlayanlar arasındaydı.

Tek konser için 33 milyon YTL / O şimdi "sert şeker"!

DUBAİ’DE sahneye çıkacak olan Madonna, tek konser için 12 milyon 500 bin sterlin (33 milyon 520 bin YTL) alacak. Bu para bir sanatçıya bir konser için teklif edilen en yüksek ücret. Madonna, adı gizli tutulan ünlü bir işadamının düzenlediği partiye de katılıp fazladan 5 milyon sterlin (13 milyon 400 bin YTL) alacak. Şarkıcının yeni turnesiyle Dünya Rekorlar Kitabı’na girmesi bekleniyor.

TAMBA TUMBA ÖZEL NOT: Justin Timbarlake ile düeti “4 Minutes”ın çıkış single’ı olan “Hard Candy” (Sert Şeker) adlı yepyeni albümü henüz daha piyasaya çıkmadan bile listeleri altüst eden Madonna, önümüzdeki günlerde yayınlanacak albümdeki hemen tüm şarkılarıyla bir kez daha müziğin divası olduğunu kanıtlayacağa benziyor. İşte herkesin kulağındaki “4 Minutes” ile yine, yeni, yeniden ve her daim Madonna!