Sezen’in yeni albümü sanki bir şarkılı belgesel

Can Dündar, bu Pazar Milliyet’te yayınlanan yazısında Sezen Aksu’dan aldığı en taze haberleri ve dinlediği yeni albümünü anlatmış. Basına “Kökler” adıyla yansıyan albümün adının bu yazıda Deniz Yıldızı olarak geçmesi kafaları kurcalarken, Dündar’ın satır aralarına göz atıyoruz:

SEZEN AKSU haziranda yeni bir albümle geliyor: “Deniz Yıldızı”. İlk dinleyenlerden biri olma ayrıcalığını tattım. Sezen yeni doğmuş yeğenini, Hrant Dink’i, Onno Tunç’u, İzmir’in kızlarını anlatıyor şarkılarda. Türkiye gibi; az güldüren, çokça hüzünlendiren bir albüm. Fikrimi soruyor, “Şarkılara dökülmüş bir belgesel olmuş” diyorum.
Sezen Aksu’yla 23 Nisan gecesi NTV’de UNICEF’in “Anaokulu Ekliyoruz” kampanyası için iki saat canlı yayın yaptık… O gün 1 milyon YTL toplandı; sevindik, gururlandık.
Şöhretini kâh yeni yeteneklerin kâh Cumartesi Anneleri’nin kâh Hasankeyf’in kâh Allianoi’nin hizmetine sunan “UNICEF küçükelçisi”ne bir kez daha şapka çıkardık.
Sekiz yıl süren ve onu hayli hırpalayan hastalığı gömmüş, eski sağlığına, neşesine kavuşmuştu.
Ev sohbeti tadındaki söyleşinin ardından, iki kat yukarı çıkana dek 20 ayrı kişi ve grupla fotoğraf çektirdi Sezen…
10 dakika içinde rica üzerine birinin şiirini okudu; birinin şarkısını dinledi, bir konser davetini kibarca geri çevirdi.
Bir sanatçı arkadaşının sevgilisine evlenme teklif ettiğini öğrendi; hemen kızı arayıp tebrik etti.
Sonra da inanılmaz bir enerjiyle, (aç karnına) gece yarısı soluğu stüdyoda aldı; yeni albümü için çalışmaya daldı.
Davet üzerine ben de ona eşlik ettim. Bu albüm için Amerika’dan gelen Arto Tunçboyacıyan’la ve günde 19 saat çalışarak en düzgün sesleri yakalamaya çalışan teknisyen dostlarıyla tanıştım. Haziranda çıkacak “Deniz Yıldızı” albümünün ilk dinleyicilerinden biri olmanın ayrıcalığını tattım.
Çok açık etmeden, albümden tüyolar vermeye çalışacağım.

Aşktan çok hüzne yakın
Ondan yürek sızlatan hisli aşk şarkıları bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar. Albümün yürek sızlatacağı kesin ama melankoliden değil kederden…
Sezen Aksu’nun yeryüzünde ve ülkesinde yaşananlardan damıtıp ciğerinden söktüğü, gözlerindeki kan çanağıyla suladığı bir albüm bu…
Mısralarında birkaç yıldır yaşadığımız kavgaların sancısı, yitirdiğimiz canların sızısı, başımıza gelenlerin tortusu var.
Vicdana yazılmış mektuplar bunlar; popüler sanatın kayıtsızlığını, suskunluğunu yarıyorlar.

“Son İstanbul Beyi”
Sezen iki hafta önce doğan yeğenini, alışkın olmadığımız kadar kişisel, otobiyografi tadında, masum mısralarla selamlıyor; selamlarken kendi çocukluğuna, çocuğuna göndermeler yapıyor.
Sonra bebeğin müjdesinden, katledilen bir dostun matemine geçiyor, “Güvercin”le Hrant’ı anımsıyor; “Bir daha uçar mı güvercin” diye sorarak sanki yalnız ona değil, yitirdiğimiz vicdanımıza ağıt yakıyor.
Dönüyor; unutulmaz “Yol Arkadaşı”nı anıyor; “Son İstanbul Beyi” Onno’ya sitem ediyor:
“Ben sana küsüm aslında / senin haberin yok…”

“İzmir’in Kızları”
Türkiye gibi; az güldüren, çokça hüzünlendiren bir albüm bu…
Gerçi arada bir “tak tak tak” ritim tutan bir Roman şarkısında ya da “Menajer”de, o bildiğimiz, uçuk, işveli Sezen oluyor. Bu yaz Çeşme’yi sallayacak “İzmir’in Kızları”nda fayton ve topuk tıkırtıları arasında Kordon’da etek uçuşturuyor.
Ama sonra “Beşik”le yeniden içe kapanıyor.
“Buraya bu acıyı çekmeye geldik / Hazdan kendimizden geçmeye geldik / Hayat iksirinden içmeye geldik / Geldik, gidiyoruz.”

Bizi affet Mehmet!
Fikrimi soruyor:
“Şarkılara dökülmüş bir belgesel olmuş” diyorum.
Albüme sinen hüznün nedenini şöyle anlatıyor:
“İnsanın yaşadığı dünyada, ülkesinde olanlara kayıtsız, sessiz kalması mümkün değil. TV’den, gazetelerden, ülkenin bugününden ne biriktiyse albüme de yansıdı tabii: İnsanın insanla kavgası, savaş, kan, gözyaşı…
Zaman içinde insan kendi merkezine uzaklaştıkça başkalarının acılarına karşı daha hassaslaşıyor. Gençlikte acı, başkalarının acısı ama yaş aldıkça onlar senin acın olmaya başlıyor.”
“Mehmet” o birikimin ürünlerinden biri… Karmaşık bir siyasi soruna, insanın penceresinden bakan bir feryat:
“Mehmet daha çok küçüksün Mehmet / Bilmiyorsun tabii neden bu sonsuz nöbet / O kadar vaktin olmadı zaten / Ama sen ümit etmeye devam et.
Mehmet, küçücüksün Mehmet / İnsan soyu böyle en nihayet / Öteki desen beriki desen / Kendini de bizi de dünyayı da affet!”

Ümitvar
Yine de Mazhar gibi “Benim hâlâ ümidim var” diyor Sezen:
“Burası vicdanlı bir coğrafya… Hiç umulmadık anda, insanın ümitlerini yeşertiveriyor.”
Bütün bu yaşananların, yılların suskunluğunu yeni yeni delmekten, konuşulamayan tabuları nihayet deşebilmekten, yani değişmekten, demokratikleşmekten olduğuna inanıyor:
“Daha yeni konuşmaya başladığımızdan önce dövüşüyoruz doğal olarak ama bunun arkasından ortak bir sağduyunun devreye gireceğine inanıyorum ben… Çünkü çelişki çözülmek içindir; üzerine oturup beklenmez. Buna zaten hayat izin vermez. Hayatın kusursuz bir programı var. O program karşısında insanoğlu direnemez. Ben umudumu kaybetmeyeceğim.”

NE DEDİ?

“Şöhretim bir işe yarasın istiyorum”

Neden röportaj vermiyor?
“İnsan şarkıcı kimliğiyle röportaja oturduğu zaman düello gibi bir karşılaşma oluyor. Karşı taraf haber çıkarmak istiyor; benim tarafımda oturan da kendini koruyup kollamak istiyor. İki taraf da gizli bir zeka yarışına girişiyor. Düşündüm; ‘O enerjiyi şarkıya türküye ayırırsam daha hayırlı olur memleket için’ dedim.”

Annesiyle özel bir an
“Geçen sene annemlerin yanındaki odada kalıyorum. Annem ‘Gel Sezencim, yanıma uzan’ dedi. Böyle şeylere alışkın değilim ben… Yanına uzandım annemin; sarıldı bana… ‘Sen çocukken okula gittikten sonra ben hep arkandan öpüp koklardım. Bize öyle öğretmişlerdi. O zamanlar yeteri kadar öpüp okşamadığım için hep çok üzülüyorum’ dedi. Şimdi şapur şupur rötar kapatıyoruz.”

Ünlü olmak
“Günümüzün iletişim koşullarında ünlü olmaktan daha kolay bir şey yok; ille bir şey üretmen gerekmiyor. Hayata bir değer katmadan da öyle gerine gerine dolaşabilirsin ömür boyu… Ama ne için ünlü olduğun, hayata ne anlam katabildiğin önemli… Popüler olmam bir işe yarasın istiyorum.”

Gazetecilere karşı açtığı davalar
“Ben yalana kızıyorum. Yıllarca kendine, kimliğine, duruşuna özen gösteren bir insana birileri gelip kılıç sallarsa buna kayıtsız kalmamak gerekir. Bundan her insan rahatsız olur ama şöhretli biri olunca, ‘Gülü seven dikenine katlanır’, ‘Sen herkese aitsin’ diyorlar. Öyle bir şey yok. ‘Ünlü olmanın bir bedeli vardır’ lafını icat edeni bilmiyorum ama ben katiyen o adamla aynı fikirde değilim. Ne suç işledim de ömür boyu gözaltında olmak gibi bir bedel ödüyorum? Buna ikna olmadığım için, kendi tavrımı korumaya gayret ediyorum.”

Politika
“Politikaya insani bir yerden bakıyorum. Dört dörtlük uzlaşacağım bir politik görüş bulsam, oradan söylerim söyleyeceğimi ama dört dörtlük uzlaşma olmadan işbirliği yaparsan suç ortağı olursun. ‘Öyle bir vicdani yükü kaldıramam’ diye düşündüğüm için direkt bir politik duruş sergilemiyorum. Hissettiğim ne varsa şarkılarımda söylüyorum. Konuşma dili benim uzmanlık alanım değil; sınırlarımı geçerim, iyi bir şey söyleyeceğim derken yanlış bir şey söylerim. Halbuki şarkı, günahıyla sevabıyla arkasında duracağım kendi dilim… ‘Ben yazdım kardeşim’ diyeceğim gazetem benim…”

“Herkesi oyasım var” sözü nereden çıktı?
“Sabah TV’de kadın programlarını seyrediyordum.
O kadar acayipti ki… Kocasını öldürmüş bir kadın, hapishaneden çıkmış ağlaya ağlaya anlatıyor. Programı sunan da ‘Amaaan biraz da keyifli şeylerden bahsedelim’ diyor; çakkıdı çakkıdı oynuyor. Kendimi de, herkesi de boğmak istedim seyrederken… Hem kendime hem sisteme bir gönderme var orada; bir söylenme, homurdanma hali…”

“Şiirimi oku, şarkımı dinle” diyenler
“Evet, o yönde çok talep geliyor; kendimi öldürmek istiyorum bazen… Üstelik herkes kendini tek zannediyor, oysa bütün ülkeden geliyor. Elimden geldiği kadar tavsiyede bulunuyorum, ıvırıp kıvırıyorum; işte ‘Şu okula git, burada biraz öğren’ falan diyorum; ne diyeyim, ‘Karga gibisin sen söyleme’ denmiyor; çok zor bir şey o…”

ALBÜMDEN BİR ŞİİR

Tanrının gözyaşları

Bu korkunç kuraklık
Boynu bükük buğday başakları
Bu çorak toprak, bu susuzluk
Tanrının kuruyan gözyaşları

Bir büyük gözaltı hayatımız
Ölü çocuklar coğrafyasında
Kayıp destanı hikayemiz
Melekler anaların dilsiz yasında

Bebeler ergen doğuyor
Ninniler kahramanlık masalları
Yaşayan bu kanlı haritada
Taşırken iki büklüm onca yası

Bu korkunç bataklık
Yutuyor körpe tomurcukları
Dört kitap yazıyor
Eşittir tanrının çocukları…

Bir günü nasıl geçer?

“Ben 24 saat çalışıyorum aslında… Sabah saat 6’da balıkçı karıları gibi erkenden kalkıyorum. İki saat gazeteleri ilan sayfalarına kadar okuyorum. Babamı arıyorum. O saatte bir tek o ayakta oluyor. Memleketi kurtarıyoruz.
Öğlene kadar okuyup yazıyorum. Herkes bestelerimi gece yapıyorum sanır. Çünkü müzisyenler genellikle gece çalışır, akşama kadar uyurlar. Oysa benim en verimli olduğum saatler sabah saatleri… Saat 9,5’ta stüdyodayım; cadı gibi gidiyorum oraya, ‘Ben şarkı söylemeye geldim’ diye…
Albüm olmadığı zamanlar da boş duramıyorum. Başkalarının albümleriyle uğraşıyorum. O da yoksa çiçek ekiyorum, avize şapkası yapıyorum, koltukların yerini değiştiriyorum, ayakkabı ya da takı yapıyorum ve tabii yüzüyorum; düzenli spor yapıyorum.”


‘Çocukların sınırlara ihtiyacı var’

POP müzik yıldızı Madonna, televizyona karşı olduğunu belirterek, “Çocukların sınırlara ihtiyacı var, aksi takdirde çıldırırlar” dedi. Madonna, kızı Lourdes ile oğlu Rocco’nun dinledikleri müziğe ise karışmadığını söyledi. Kendini bir “isyancı” olarak gördüğünü belirten Madonna, “Yetişkinlerin, içinde yaşadıkları toplumu eleştirmelerinin çocuklara zarar verdiğine inanmıyorum. Ama dünyayı kurtaracaksak biraz da eğlenmeliyiz” dedi.

Dijital türküler söyleyen bez bebek

(Murat Beşer’in Milliyet’in Pazar ekindeki yazısından)

Ninelerimizin sesinden, radyoların cızırtılı yayınlarından, TRT günlerinin siyah-beyaz programlarından dinlediğimiz türküler, modern dünyanın dijital seslerinden nasibini alıyor.

Elimizde Yeni Dünya Müzik tarafından basılmış, türküleri siber aleme sunan anlamında kullanan “Saybirturku” adlı elektro tarzında bir albüm var. Daha önce bazı toplama albümlerden ve elektronik müzik alanındaki çalışmalarından DJ Kambo adıyla tanıdığımız Erdinç Kamışlı’nın belki de en ilginç projesi Saybirturku.
Dünyanın dört bir yanında başarılı yapımlara imza atmış bulunan; film, fragman, reklam ve dizi müzikleri yapan bu başarılı prodüktör, bu projesinde çok bilinen şarkıları, türküleri dijital

altyapılar ve sert seslerden örülü bir dans müziği temelinde yorumluyor.
Üç yıllık geçmişi var “Saybirturku”nun. Müziği internetten paylaşanlar iyi tanıyor. Bazı parçalar Myspace ve Youtube’da çok ciddi bir dinleyici potansiyeli oluşturmuştu çünkü.
Müzisyeninin kendini arka planda tutmayı yeğlediği “Saybirturku” projesi güleç yüzlü, fettan bakışlı Cimcime Aybala tarafından temsil ediliyor. Bir gün tesadüfen oyuncakçı dükkanında kendisine rastlanarak işin başına getirilen Cimcime Aybala, başından beri projeyle özdeş

tutulmuş haylaz bir bez bebek. Bez bebeklerle oynayarak büyümüş bir kuşağın dünyası ile modern zamanların bileşkesi. Hem eski hem yeni; hem gelenekçi hem gelecekçi.
Cimcime Aybala’nın pamuk, kumaş ve iplikten mütevelli varlığında vücut bulan müzikler, eski ve yeni dünyanın bir arada bulunduğu, organik yerel seslerle batının dijital notalarının iç içe geçtiği çok dünyalı bir renk cümbüşü.
Kusursuz vokal kes-biçleri, olağanüstü ses bindirmeleri ve mütevazı minimal yorumlarıyla “Saybirturku”, türkülere kazandırdığı yeni dijital boyutu, taşıdığı enerji ve duygusallığı öne sürerek, türküleri bizim gibi radyodan dinleyerek büyüme şansı yakalayamamış ama melodiyi ve dansı seven yeni kuşaklara farklı bir teklifte bulunuyor.

“Katibim”in rap yorumu
Zehra Bilir’in sesiyle aşina olduğumuz kanto melodili Sakarya türküsü “Helvacı”, albümün en iyilerinden. 60’larda Kamuran Akkor tarafından meşhur edilen, Azeri müzisyen Rashid Behbudov tarafından yazılan “Dağlar Kızı Reyhan”dan uyarlanan “Reyhan”, akıllara kazınacak bir diğer yorum.

Tek erkek tarafından okunduğunda bir travesti olduğu sanılan “Osman Aga”nın hikayesini konu edinen Rumeli türküsü “Osman Aga”, türkünün orijinalindeki espriyi bayan vokaliyle tersinden okuyor. Bu parçaları Kanada’da yaşayan Türk kızı Aylin Korsal söylüyor; kırık Türkçesinin taşıdığı duygusallıkla.
Bir de “Katibim” olarak da bilinen İstanbul türküsü “Üsküdar’a Giderken”in rap yorumu var. Sözler Üsküdarlı hanım rap’çi Kleftra tarafından yazılmış, okunmuş. Dinlenmesi kolay, ritmik-melodik ve akılda kalıcı parçalardan oluşan albümdeki tek atmosferik senfonik parça “Poppy’s Rainbow”u, beş yaşında duyma engelli bir İngiliz kız çocuğu söylüyor. “Afedersin”de söz ve vokal Sultan Tunç’a ait. Samimi, yalın ve yaşama sevinci veren dijital t

ürkülerin yanı sıra, içinden sert titreşimlerin geçtiği enstrümantal elektro parçalar da dikkat çekiyor albümde.
Gepetto Usta’nın bir kütük parçasından yarattığı Pinokyo’sundan sonra, oyuncakçılardaki hiçbir bez bebek, alev saçlı, kepçe kulaklı, çimen yeşili gözlü, pembe yanaklı, ay yüzlü Cimcime Aybala kadar şanslı olmamıştır herhalde.

Tarkan’ın koruması Kylie’ye gölge olacak

Kuruçeşme Arena’da 20 Mayıs’ta konser vermeye hazırlanan Kylie Minogue’u, Tarkan’ın yakın koruması Levent Ağaoğlu adım adım takip edecek. Koruması Kylie’yi ‘gölge gibi’ takip ederken, Tarkan da onun konserini izleyenler arasında olacak.

ÜÇ GÜN BOYUNCA TAKİP EDECEK
Son olarak Lost’un ‘Sawyer’ı Josh Holloway’i koruyan Ağaoğlu, bu tür iş anlaşmaları olduğu zaman Tarkan’dan izin aldığını belirtiyor. Minogue İstanbul’da üç gün kalacak.

Aslı gölgede kalmak istemedi

İnternette seslendirdiği şarkısı ‘Kalp Kalbe Karşıdır’ ile Ferhat Göçer’in dikkatini çeken Aslı Güngör, ENBE Orkestrası’nın albümünde Göçer ile birlikte bu şarkıyı seslendirmişti. Güngör önümüzdeki hafta ilk solo albümünü çıkarmaya hazırlanıyor. Genç şarkıcı, albümüne destek vermek isteyen Ferhat Göçer’i, “Zaten yapığımız düet ile tanındım. Yine birlikte olursak bu kez gölgende kalırım” sözleriyle kibarca reddetti. Güngör’ün kendi yazdığı şarkılardan oluşan albümünün prodüktörlüğünü Sinan Akçıl üstlendi.

Yunanlı Diva coşturdu

Yunanistan’ın ‘Diva’sı Katy Garbi, reklam ve pazarlama kuruluşu Square Group’un davetlisi olarak geldiği İstanbul’a hayran kaldı. Firmanın Cahide Cabaret’de düzenlenen gecesine konuk sanatçı olarak katılan Garbi, eğlenceli bir şov sergiledi. Ziynet Sali ve Katy Garbi’nin düeti davetlilerden büyük alkış aldı. Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş da Garbi’yi ayakta alkışlayanlar arasındaydı.

Tek konser için 33 milyon YTL / O şimdi "sert şeker"!

DUBAİ’DE sahneye çıkacak olan Madonna, tek konser için 12 milyon 500 bin sterlin (33 milyon 520 bin YTL) alacak. Bu para bir sanatçıya bir konser için teklif edilen en yüksek ücret. Madonna, adı gizli tutulan ünlü bir işadamının düzenlediği partiye de katılıp fazladan 5 milyon sterlin (13 milyon 400 bin YTL) alacak. Şarkıcının yeni turnesiyle Dünya Rekorlar Kitabı’na girmesi bekleniyor.

TAMBA TUMBA ÖZEL NOT: Justin Timbarlake ile düeti “4 Minutes”ın çıkış single’ı olan “Hard Candy” (Sert Şeker) adlı yepyeni albümü henüz daha piyasaya çıkmadan bile listeleri altüst eden Madonna, önümüzdeki günlerde yayınlanacak albümdeki hemen tüm şarkılarıyla bir kez daha müziğin divası olduğunu kanıtlayacağa benziyor. İşte herkesin kulağındaki “4 Minutes” ile yine, yeni, yeniden ve her daim Madonna!

Ülkenin durumundan şarkıların hepsi hüzünlü / Çakkıdı nasıl doğdu?

Sezen Aksu, hazıran ayında çıkaracağı ‘Kök’ adlı yeni albümünde neşeli besteler olmadığını söyledi: Ülkede yaşananlar nedeniyle şarkıların tamamı hüzünlü!.. UNICEF’in gönüllü üyesi Sezen Aksu, önceki gün okul öncesi eğitime destek vermek ve anaokulu yapımına katkı sağlamak amacıyla NTV’de bir programa konuk oldu. Her şeyin eğitime dayandığını ve genç kızların okutulması gerektiğini vurgulayan ‘Minik Serçe’, “Kaos ortamına rağmen ben her zaman umutluyum” dedi. Aksu, üç yıl aradan sonra çıkartacağı yeni albümüye ilgili de şunları söyledi: “Ülkede yaşanılan olaylardan dolayı haziranın ilk haftasında çıkacak olan yeni albümüm çok hüzünlü olacak.” Yaz boyunca Türkiye genelinde konserler vermeye hazırlanan Sezen Aksu, güldürmenin kendisi için her şeyden önemli olduğunu belirterek, “Ben güldürmeyi en önemli iş olarak addediyorum kendime. Komedyen olmayı, şarkıcılığa tercih edebilirim.”

Çakkıdı nasıl doğdu?

Sezen Aksu, geçen yıla damgasını vuran ‘Çakkıdı’ şarkısının sözlerini yazarken sabah programlarından esinlendiğini söyledi: “Sabah programları o kadar acayipti ki! Mesela kocasını öldürmüş kadın, yatmış hapishanede, çıkmış. Ağlaya ağlaya anlatıyor. Programı sunan kişi de ‘Amannn, biraz keyifli şeylerden bahsedelim’ diyor. Aradan 30 saniye geçiyor, kadın hoppaaa çakkıdı çakkıdı oynuyor. Şarkı böyle ortaya çıktı.”

Harun melek rolünde

Haber kanalı 24’te Bahar Feyzan’ın sunduğu “Tatlı Sert” isimli programa konuk olan Harun Kolçak, bir dönem hakkında uyuşturucu kullandığı yönünde çıkan iddiaları bir kez daha yalanladı. Geçen yıl gelen bir teklifi de kabul ederek tiyatro sahnesinde yer almaya başladığını anlatan Kolçak, “Çok güzel bir oyun. Özellikle de zamanında bana yapılan saldırılardan dolayı benim çok irdelediğim, araştırdığım bir konu. Uyuşturucu karşıtı bir oyun bu. ’Evsiz Kediler Sokağı’ diye bir oyun. Murat Erinç arkadaşımız yazdı, yönetti. Ben de bu oyunun içine dahil oldum, sözümle, müziğimle… ” diye konuştu. Oyunun çok ünlü bir psikiyatrın denetimi ile gerçekleştiğini vurgulayan Kolçak, çok sert sahneler olduğunun altını çizdi. Oyunun başında izleyicilerle doğaçlama bir sohbet yaptığını ardından da mini bir korser verdiğini anlatan Harun Kolçak, oyunun içinde de başrolü oynayan ve uyuşturucu kulanan çocuğun gördüğü bir melek rolünü canlandırdığını sözlerine ekledi.

Kızıyla düet yaptı

Edip Akbayram,kızı Türkü ile birlikte, “Nazım Hikmet Memleket” adlı eserini seslendirdi. Yeni albümüyle müzikseverlerle buluşan Edip Akbayram, uzun zamandır hazırlıklarını yaptığı 37’nci albümün için kızı Türkü ile birlikte, söz ve bestesi İlhan Şeşen’e ait “Nazım Hikmet Memleket” adlı eserini seslendirdi. Türk Müzik tarihinin usta isimleri ve eserlerinin yer aldığı albümde, Akbayram ilk kez farklı bir proje ile müzikseverlerle buluştu.

Bu kadar yeter ben geldim

Rock müziğin yeni kadın vokallerinden Güler, yeni albümü “Bu Kadar Yeter’in tanıtım konserini Studio Live’da verdi. Badem, Gripin, Gece Yolcuları, Ogün Sanlısoy ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut’un da katıldığı gecede, albüme ismini veren şarkı “Bu Kadar Yeter”deki vokaliyle beğeni toplayan Gripin grubunun solisti Birol Namoğlu da sahneye çıkarak Güler’e eşlik etti. Mp3 paylaşımına, korsana ve sistemsizliğe henüz çözüm bulamamış zihniyete tepki olarak albümdeki şarkı sayısını 5 ile sınırlı tuttuğunu belirten Güler, düzenli aralıklarla EP albümler çıkarmayı hedeflediğini belirtti. Albümünde yer alan şarkılardan dördünün söz ve müziklerine imza atan Güler, bestesi Uzay Heparı, sözleri Sezen Aksu ya ait “Adem Olan Anlar” şarkısını yeniden yorumladı.

Fazıl Say Madrid’i büyüledi

Fazıl Say, İspanya’nın başkenti Madrid’deki Ulusal Konser Salonu’nda konser verdi. Kolundaki sakatlık yüzünden bu yıl 3 kez Madrid konserini iptal etmek zorunda kalan Say, Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ender Arat ve eşi Ayşe Arat’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir seyirci topluluğunun izlediği konserde, Johann Sebastian Bach ile Ferrucio Bussoni’nin “Chacona”, Ludwig Van Beethoven’ın “Appassionata” ve Franz Liszt “Sonata en Si menor” adlı eserlerini çaldı. Fazıl Say, konserden önce yaptığı açıklamada, Afife Jale Tiyatro Ödüllerinde Genco Erkal ile Dostlar Tiyatrosunun “Sivas 93” adlı oyunla değer bulunduğu mansiyon ödülünü reddetmesi, kendisinin de müzik dalındaki adaylığını geri çekmesine ilişkin olarak şunları söyledi: “Genco’nun tavrını haklı buldum, bu mansiyonu almayı kabul etmemesi normal. Ekip bunu protesto ederken, benim aday olmam olmazdı. Ben de adaylığımı geri çektim.”

Madımak olaylarını anlatan “Sivas 93” adlı oyunun “müthiş ve çarpıcı bir eser” olduğunu vurgulayan Say, mansiyon ödülünün gençleri ya da yeni ortaya çıkanları teşvik için verildiğini, Genco Erkal’ın ise “efsanevi bir sanatçı olduğunu” söyledi. Fazıl Say, bir soru üzerine de, “Türkiye’de içinde bulunduğumuz koşullar her insanı etkiliyor. Siyaset gelip bizi yakalıyor, biz siyasete gitmiyoruz. Çünkü yaşam standartlarımızla ilgili soru işaretleri gündeme geliyor. O yüzden ben de bazı söylemek istediklerimi söylüyorum, gerekirse daha da söyleriz. Ama şu anda Türkiye’de bir uzlaşma ortamı var gibi görünüyor” ifadesini kullandı.