Profiterol ile andılar

Söz yazarı Aysel Gürel, vefatının birinci yıl dönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Gürel’i anmaya gelen yakınları ve sevenleri, mezarını çiçeklerle süsledi. Yapılan duanın ardından törende bulunanlara Aysel Gürel’in en sevdiği tatlı olan profiterol ikram edildi. Bu arada, Aysel Gürel’in şiirlerinin yer aldığı bir kaset dinletisi de yapıldı.

Anma törenine, Aysel Gürel’in kızları Müjde Ar ve Mehtap Ar, damadı eski bakanlardan Ercan Karakaş, torunu Söz Ar, besteci Garo Mafyan ile bazı yakınları ve sevenleri katıldı.
Müjde Ar, basın mensuplarına annesi Aysel Gürel’den ayrı geçen bir yılı anlatırken, “Ben onu küçük bir kız çocuğu gibi görürdüm. O kadar saf ve masumdu. Onu hiç kirlenmeyişliliğiyle çok andık” dedi.Gürel’in 79 yaşındayken bile hayata hala çok şaşıran bir yönünün olduğunu ifade eden Ar, “Onu çok özlüyoruz, ama yaşam böyle, bir yerde noktalanıyor” diye konuştu. Annesinin ölümünden sonra yayımlanmamış binlerce şiirini bir araya getirdiklerini anlatan Ar, bunları bir kitap haline getirerek sevenleriyle paylaşacaklarını ve Gürel’i böyle yaşatacaklarını söyledi.
Mehtap Ar da annesine büyük bir özlem duyduğunu belirterek, “Şu an rüya görüyormuşum, uyandığımda annemi görecekmişim gibi geliyor” dedi.“O benim annemdi, çocuğumdu, sevgilimdi, babamdı, benim her şeyimdi” diyen Mehtap Ar, şunları söyledi:“Onu çok özlüyoruz. Her an gelecekmiş gibi. Bana geldiğinde parmağını zilden hiç çekmezdi. ‘Benim geldiğim belli olsun istiyorum’ derdi. Ben iyi şeyler yaptığımda beni teşvik eder, yüreklendirirdi. Ben de güzel şeyler yapıp annemi mutlu etmeye çalışırdım. Herkese moral verirdi, hayata hep iyi bakardı. Hep bunları bekliyorum.”
Müjde Ar’ın eşi eski bakanlardan Ercan Karakaş da Aysel Gürelsiz bir yılın çok zor geçtiğini belirterek, ‘Aysel Gürel unutulacak bir insan değil. Kendisi bir dünya insanıydı, üretkendi. Ölümünden sonra gördük ki yayımlanmamış binlerce eseri var. Onları toparlıyoruz. Aysel gibi insanlar aramızdan ayrılsa da ürettikleriyle yaşamaya devam ederler. O da bizim tesellimiz oluyor” diye konuştu.
Besteci Garo Mafyan da “Ayselsiz hayat hiç çekilmiyor. Bizim için çok başka bir insandı” sözleriyle duygularını dile getirdi.

Aysel’i simitle andılar

Söz yazarı Aysel Gürel, 80. doğum gününde yakınları ve sevenleri tarafından anıldı. Gürel’in kızı tiyatro sanatçısı Mehtap Ar,  7 Şubatın annesi Aysel Gürel’in doğum günü olduğunu ve son doğum günü  kutlamasını vefatından önce hastanede yaptıklarını söyledi. Ar, 17 Şubat 2008’de  de annesinin vefat ettiğini hatırlattı.

Ar, annesiyle 15 yıldır her cumartesi günü Beşiktaş Pazarı’na  geldiklerini ve alışveriş yaptıklarını anlatarak, bu yıl da annesinin doğum  gününün cumartesiye denk geldiğini, bu nedenle çok sevdiği simit ve çayla doğum  gününü kutladıklarını söyledi.

Mehtap Ar’ı, oğlu Söz, Şehir Tiyatroları sanatçısı Hale Akın ve Garo  Mafyan’ın eşi Gülriz Mafyan yalnız bırakmadı.

Aysel Gürel’in, gün yüzüne çıkmamış 40 bine yakın şarkı sözü bulunduğunu, profesyonel anlamda bunları paylaştıklarını kaydeden  Ar, “Annem yolculuğa çıkmadan bir gece önceye kadar hep yazdı. Hiç yazmaktan vazgeçmedi. Bu  bestelerinden birer tanesini son olarak Melike Demirağ ve Fahir Atakoğlu’na  verdik. Kim ararsa paylaşıyoruz” diye konuştu. Mehtap Ar ve yakınları, daha sonra pazara gelen vatandaşlara simit  dağıttı.

Aysel Gürel yaşamaya devam ediyor / 700 yeni eser

Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan ünlü söz yazarı Aysel Gürel’i anmak ve Aysel Gürel Prodüksiyon’dan çıkan “Çınar” adlı albümün tanıtmak için kızları Müjde ve Mehtap Ar ile sanatçı arkadaşları Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’ndaki tanıtımda bir araya geldi. Geceye “Çınar” albümüne katkıda bulunan Zerrin Özer, Yavuz Bingöl, Yonca Lodi, Nükhet Duru, Suavi, Kubat, Harun Kolçak, Atilla Atasoy ve Reyhan Karaca gibi ünlü isimler katıldı. Müjdat Gezen’in Aysel Gürel’in kendisi için yazdığı henüz bestelenmemiş “Çınar” adlı şiiri okuyunca Gürel’in kızları Mehtap ve Müjde Ar gözyaşlarına hakim olamadı. Seri olarak çıkartılacak albümlerde Aysel Gürel’in ölümünden önce yazdığı fakat henüz bestelenmemiş 700’ü aşkın söz, şarkılarda hayat bulacak. Serinin devamında ise Aysel Gürel’in bugüne kadar desteklediği yeni besteciler efsaneleşen söz yazarının eserlerini yorumlayacaklar.

"Aysel Gürel Çınar/Volum 1"


Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz değerli söz yazarı Aysel Gürel’in bestelenmemiş sözlerine yazılan şarkılardan oluşan bir albümün hazırlandığı konuşuluyordu ve geçtiğimiz hafta bu albümün tamamlandığı bildirilmişti. Milliyet yazarlarından Ali Eyüboğlu da Çarşamba günkü köşe yazısında “Aysel Gürel Çınar/Volum 1” adlı albümü ve tanıtım gecesini ele almış. İşte dün geceki bu özel tanıtım gecesinin ayrıntıları:

Sanatçıya vefa işte böyle olur

Bu cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, ilginç akşamlarından birini daha yaşayacak.
80’li yıllardan günümüze pop müziğe damgasını vurmuş birçok şarkıya söz yazarı olarak imza atmış Aysel Gürel, ilk kez günışığına çıkan, ünlülerin bestelediği eserleriyle anılacak.
Aysel Gürel’in son dönemde yazdığı ama henüz şarkıya dönüşmemiş 700 şarkı sözü arasından ünlülerin seçip, yorumladıkları eserler “Aysel Gürel Çınar/Volum 1” adlı bir albümde toplandı.
Cuma akşamı Lütfi Kırdar’da işte bu albümün tanıtımı yapılacak.
Prodüksiyonunu merhumenin manevi oğlu İlker Özdemir’in üstlendiği albüm için Gürel’in şarkı sözlerini besteleyip okuyanlar, o gece birer birer sahneye çıkıp bunları kamuoyuna tanıtacaklar.
“Aysel Gürel Çınar / Volum 1” adlı albüm aslında son yıllarda her sanatçıya nasip olmayan bir çalışma.
Müjdat Gezen’in okuduğu “Çınar” adlı şiirle başlayan albümde kimler yok ki?
Sezen Aksu, Gürel’in “O Kadın” şiirini besteleyip okudu.
Söz yazarı ve besteci olarak tanıdığımız ama yorumcu kimliğiyle şimdiye dek hiç karşımıza çıkmayan Şehrazat, Gürel’in şarkı sözlerinden “Rüşvet”i beğenip besteledi ve söyledi.
İlhan Şeşen, “Sevda Hanları” şiirini besteleyip okudu Aysel Gürel için.

“Manevi evlat”tan üç şarkı
Zerrin Özer’in söylediği “Çiçeksiz Bahçe Sokağı”nı besteleyen İlker Özdemir, “manevi annesi” için bir de “Martı”yı besteleyip okudu.
Albümde Aysel Gürel’in sözünü besteleyip şarkıya dönüştüren isimlerden biri de Yavuz Bingöl. Onun okuduğu şarkının adı “İnce Sevdam”…
Gürel’in “Yalan Gibi” şiirini Serkan besteledi, Yonca Lodi söyledi.
Albümde Nükhet Duru’nun payına düşen şarkı ise Ayla Çelik bestesi “Eski Mahalle”.
Timur Selçuk, Gürel’in “Yüzümdeki Çizgiler”ini besteleyip, söyledi.
Suavi ise merhumenin “Nilüfer Beyaz” şiirini şarkı yapıp, yorumladı.
Kubat’ın okuduğu “Ayrılık Zor Geldi”nin bestesi de İlker Özdemir’e ait.
Nilüfer, Adnan Ergil’le birlikte bestelediği “Öyle Bir Sevgi”yi okudu Aysel Gürel için…
Harun Kolçak, “Bir Gece”yi seçip besteledi ve okudu Gürel’in şarkı sözlerinden.
Aysel Gürel şarkılarının bestecisi Murat Güneş, bu kez de “Limanlar”ı besteleyip, okudu albüme…
Atilla Atasoy da Gürel’in 700 şarkı sözü arasından “Orada mısın?”ı tercih edip, besteledi ve yorumladı.

Her şarkıya bir aranjör
Reyhan Karaca’nın okuduğu “Söndür Beni”ye de besteci olarak Feyyaz Kuruş imza attı…
Bir şiir ve 16 şarkının yer aldığı albümde adeta bir aranjör ordusu görev yaptı.
Eser Taşkıran, İskender Paydaş, Murat Engin, Ömer Erd, Mertol Şalt, Erkan Bediroğlu, Aytuğ Yargıç, Buğra Uğur, Mete Artun, Ahmet Özden, Selim Çaldıran, Candar Köker, Erhan Doğan, Volka Tamöz, Cihat Akyıldız, Febyo Taşel, Feyyaz Kuruş, İsmail Derker ve Göksun Çavdar albüme aranjör olarak katkı sağlayan isimler.
Bir şiir ve 16 şarkının yer aldığı albümde adeta bir aranjör ordusu görev yaptı.
Stüdyolar, besteciler, yorumcular gibi bu eserlerin hayata geçmesinde aranjör olarak katkı sağlayan bu isimler de bir kuruş para almadı “Aysel Gürel Çınar/Volum 1”den…
“Volum 1”in anlamı şu:
Devamı gelecek bir proje bu…
Sanat dünyasında “Vefa” denince, “Sanat dünyasında vefa ne arar? İstanbul’da bir semtin adıdır Vefa” diyenlere saygılarımla…

"Paranoyak bir hikaye" / Dostları Aysel için biraraya geldi, Aysel’i anlattı…

“Haydi Gel Bizimle Ol”un bu haftaki konuğu 17 Şubat Pazar günü hayatını kaybeden söz yazarı Aysel Gürel’in dostlarıydı. Bu kez aralarına Mehtap Ar’ın da katıldığı kadınlar, Sezen Aksu, Timur Selçuk, Nilüfer, Nükhet Duru, Zerrin Özer, Atilla Atasoy, Garo Mafyan, Fuat Güner, İlhan Şeşen, Erol Evgin, Atilla Özdemiroğlu, İskender Paydaş, Asya, Yonca Lodi, Reyhan Karaca, Nazlı Mengi, Erhan Güleryüz, Murat Güneş ve İlke Özdemir’i ağırladı. Programa katılan Aysel Gürel dostları onu anlatmakta zorlanmadı. Çünkü herkesin bir anısı vardı. İzleyiciler ise üç kadından menkul bu aileyi ilk kez daha yakından tanıma fırsatı buldu. Gürel’in sanatçı arkadaşları “Aysel”le yaşadıkları anıları anlattı, bazıları hiç duyulmamış şarkılarını seslendirdi.

İşte programdan ayrıntılar / Dostlarının gözüyle Aysel Gürel’in hayatından kesitler >>>

Programda açılışı Timur Selçuk, Aysel Gürel’in sözleri yazdığı son şarkılardan birini seslendirerek yaptı. Müjde Ar’ın annesinin ölümünden sonra söylediği ilk sözler, “Canım anneciğim, ‘ruhun yaşı olmaz’ derdi; genç gitti. Arkamdan ağlamayın. İyi bir hayat yaşadım, ölünceye kadar ürettim, derdi” oldu. “Onun kızı olduğum için kendimi şanslı hissediyorum” diyen Ar, kız kardeşi Mehtap Ar’la birlikte annesinin anılarını yazacağını ve onun adına bir albüm hazırlandığını duyurdu. Ar, anne ve babasının ayrılık hikayesini de ilk kez anlattı ve “Aysel Gürel’in kızı olmaktan gurur duyuyorum” sözleriyle programı kapattı.
İşte geceden anılar ve diyaloglar:

SEZEN’E: TOPRAĞA GİRSEM ZORLA ÇIKARIRSIN

Mehtap Ar: “Sezen’le başbaşa oturuyoruz, hastanedeyiz. Doktorların biri giriyor, biri çıkıyor. Annemin şuuru yerindeydi, bize döndü ve ne kadar saklamaya çalışsak da, ‘beni yaşatmak için elinizden geleni yaptığınızı biliyorum’ dedi.”

Sezen Aksu: “Durumu ağırlaşınca panikledik ama belli etmemeye çalışıyorduk. Anladı, ‘ben toprağa girsem de sen beni zorla çıkarırsın’ dedi. Aysel sıfır yüktü, eşsiz, kibirsiz bir muhalif, başkaldıran bir kadın.”

EVİNİ SATIP KUYRUKLU PİYANO ALDI

Müjde Ar: “Gençliğinde bile çok yorgundu annem, geceleri tiyatro yapıyordu. Gündüz uyuyacak ki akşam işe gitsin. Bir odada soba yanardı. Mehtap’la ben uyansın diye suratına basardık. Kalkar bir tane patlatırdı.”

“Çok renkli bir çocukluk geçirmiş ama sanırım hiperaktif… Annesi ortadan kaybolduğunda paniklermiş, ‘meftayı eve getirmeden gömün’ dermiş. Biz çocukken babadan kalma Rum evleri varmış, onları satıp satıp yerdi. Ev satıldığı vakit gider kuyruklu piyano alırdı ama evde kimse piyano çalmayı bilmezdi. Sonra tabii açlık başlardı. Bir defasında çok parasız kaldık, su saatine giden kurşun boruları sattı.”

“Bize hiç ‘Babanıza gönderirim sizi’ demezdi, şikayet etmezdi. Sadece arada sırada ‘yatılı okula göndereceğim sizi’ derdi, ama ben konservatuarı yatılı okumak isteyince göndermedi. Olağanüstü bir baskı var üzerimizde. Annem 40’ından sonra dudaklarını simsiyah, saçlarını mosmor, kaşlarını kırmızı boyamaya başlayınca, Ertem Eğilmez, bir ruh doktoruna götürmemizi tavsiye etti. Götürdük, gördük ki doktor Aysel’den daha deli. Teşhisi koydu; anneniz bir deha!”

“25 yaşında evlenmiş, üreme zamanı gelmiş… Monogamdı ama çok flörtçüydü. Biz ona hiç rahat vermedik. Çok büyük aşklarını bizim yüzümüzden yaşayamadı. Sadakat önemliydi onun için, ‘sadakatsiz aşk da olmaz, arkadaşlık da’ derdi. Üslubu biz ondan öğrendik; bir dil kurmayı, karşındakinin kalbini önemsemeyi, acıtmadan söylemeyi öğrendik. Bir arkadaşım annem ölünce ‘Kadınlar kahramanını kaybetti’ dedi, gerçekten öyle.”
PARANOYAK BİR HİKAYE

Sezen Aksu: “Bir valizi vardı, içinde notları, kurabiyeler… Valizle yatıyor, valizle kalkıyor, valizle tuvalete gidiyor. Bir gün dayanamayıp neden böyle davrandığını sordum, bana dedi ki; içinde tereyağlı kurabiyelerim var, bu ev hırsız yatağı… Benden düpedüz şüphelendi!”

Timur Selçuk: “Bir sabah benim dershaneye geldi. Sekreter kız ‘Aysel Hanım geldi’ deyince kapı aralığından bir göreyim dedim. Baktım ki üzerinde yeşil parlak bir yağmurluk ve aynı renkte buruşuk bir itfaiyeci şapkası, ayaklarında da garip şeyler var. ‘Başka bir odaya al’ dedim. Onu karşıladım, yağmurluğunu çıkarınca içinde gecelik olduğunu gördüm, ayağındakiler de terlikmiş. Bana, ‘Dün rüyamda gördüm de seni, öyle geleyim istedim’ dedi.”
(Video 1: Sezen Aksu, Nilüfer, Timur Selçuk)
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=29&cbVideo=3348&cbQuality=1

’ERKEKLER OLARAK ONU MİLİTAN KABUL EDİYORUZ’

Atilla Atasoy: “Erkek camiası olarak, biz onu bir militan kabul ediyoruz. Türkiye’de kadının adı o aslında.”

Zerrin Özer: “Ben annemi kaybettiğimde üç gün koynunda uyudum. Evrendeki tüm olumlu duyguların; şefkatin, vefanın, mütevazılığın, insan ayırmamanın karşılığı Aysel Gürel’dir. Her canlının onu tanımasını isterdim. Şarkılar hazırladık hep beraber, çok günler, geceler paylaştık. MESAM’da 850 tane Aysel Gürel şarkısı vardır, 25’i benimdir, diğerlerini de paylaştırmıştır. İki gündür hep beraber ağlıyoruz, ağlarken de kahkahalar atıyoruz. Biliyorum, bunu Aysel yapıyor! Bana, ‘Zerrincim’ derdi, ‘çocukları büyütürken biraz yokluk çektik. Peynir alırdım, cetvelle üçe bölerdim, Müjde’ye, Mehtap’a ve bana… Ertesi gün bana kalan parçayı yine üçe bölerdim’…”
ÖLÜM DÖŞEĞİNDE KIZINA: ÖLÜYORUM, DEVLETİ KANDIRAMAM

Müjde Ar: “Son bir hafta çok ağırlaştı. Hastane odasında devamlı senaryo yazıyorum, ‘Bodrum’a gideceğiz, sigara içeceksin’ dedim. Evimde sigara içmesine izin vermezdim, balkona çıkıp içerdi. Son üç gün daha da kötüledi. Emekli maaşını hep kendi almaya giderdi. ‘Seni pazartesi günü Fatih’e maaşını almaya götüreceğim. Bak her şeyini hazırladım, lame çantan da burada’ dedim, ‘Ben ölüyorum’ dedi, ‘Devleti kandıramam’…”
(Video 2: Nükhet Duru, Zerrin Özer ve Atilla Atasoy)
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=29&cbVideo=3349&cbQuality=1

ABONE’Yİ BİR BAŞKASI İÇİN YAPMAZDIM

Garo Mafyan: “Hayatta tanıdığım iki kadın oldu benim. Eşim ve Aysel. Eşimle evlilik yıldönümümüzü onunla beraber kutladık. Gecenin starı biz değildik, oydu. Aysel Abla’nın kaybıyla biz aslında başka bir şeyi kaybettik; o kelimeyi, bulacak insanı… Yonca için Abone’yi yap dedi, yaptım. Başkası dese katiyen öyle bir şarkı yapmazdım.”

Fuat Güner: “Aysel o kadar lirik, anlaşılır yazıyordu ki, altında da öyle manalar gizliydi ki insanın tüyleri diken diken oluyordu. Aşkı, sevgiyi, hüsranı herkesin anlattığı gibi anlatmadı. Hepimizin dışında olağandışı bir kadındı. Her özelliği ağır basar hepimize. Çok zeki, filozof, şair, üstelik şair olması şarkı sözü yazmasını engellememiş.”
(Video 3: Garo Mafyan, Fuat Güner, Reyhan Karaca, Yonca Lodi)
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=29&cbVideo=3350&cbQuality=1

DELİ KAMİLE’NİN DELİ KIZI

Atilla Özdemiroğlu: “Aysel’le 70’lerin başında tanıştık. Bir arkadaşım ondan ‘oyuncu ama çok güzel söz yazıyor’ diye söz etti ve ekledi, ‘çok güzel iki de kızı var’. Tanıştım, etkilendim, zaten ondan etkilenmeyecek birini düşünmüyorum. Dehşet güzel sözler yazıyordu.”

Müjde Ar: “Annem hiçbir şeyden korkmazdı. Endişeleri vardı ama korkmak nedir bilmezdi. Onun için ‘deli Kamile’nin deli kızı’ derlerdi. Mezarlıklarda oynarmış. Bize de ‘Hiçbir şeyden korkmayın, korku ruhu cüceleştirir’ derdi. Atilla’ya çok hayrandı, o bir Mozart, Beethoven derdi. Sezen için de aynı şeyi söylüyordu.”

Erol Evgin: “İki fotoğraf çıkardı çantasından. Birinde Bodrum’dan sakallı genç… Arkasında ortaokul Türkçesiyle ‘Ayselim sensiz bodrum gecelerinde…’ diye başlayan bir not, bir de imza var. Diğeri ise İTÜ önünde çekilmiş, daha düzgün bir Türkçe’yle yazılmış: ‘Saman sarısı saçlarının kokusu vs…’ ‘Bu adamları nasıl buluyorsun’ dedim, ‘bunları ben yazıyorum şekerim’ dedi, ‘e niçin yapıyorsun’ diye sordum. ‘Öyle tuvalet masamın üzerinde unutmuş gibi yapıyorum, flört ettiğim kişi görüyor, birden bire bana daha tutkuyla sarılıyor’…”
(Video 4: İlhan Şeşen, Atilla Özdemiroğlu, Erol Evgin, Nazlı Mengi)
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=29&cbVideo=3351&cbQuality=1

BOŞANMASI BİLE KOMİKTİ

Müjde Ar, “ayrılığı bile komikti” dediği anne ve babasının boşanma hikayesini de anlattı:

“Babam annemin ilk erkeğiydi. Gazeteciydi, Vedat Akın takma adıyla yazıyordu. Annem de üniversiteyi yeni bitirmiş, Küçük Sahne’de oynuyor. O zaman da sigara içiyor ne yazık ki. Babam eğiliyor ve sigarasını yakıyor. Annem vuruluyor. Ama kardeşim bir yaşına gelmeden boşanıyorlar.

Annem bir gün pazardan fileleriyle eve gidiyor, önünde de babam elinde filelerle yürüyor. Ama babam başka bir sokağa ve eve giriyor. Annem eve kadar takip ediyor, kapıyı çalıyor ve bir bakıyor ki başka bir düzen. Hemen boşanma davası açıyor. Hakim annemi boşamak istemiyor, o zamanlar Mehtap’a hamile, ‘önce bir karnındakini çıkar’ diyor. Nitekim annem bir yıl sonra boşanabiliyor. Bu ayrılıktan sonra annemin erkeklere olan kızgınlığı ölünceye kadar bitmedi, ama bir taraftan da onları çok seviyordu.”
(Video 5: İskender Paydaş, Asya, Murat Güneş, İlke Özdemir)
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=29&cbVideo=3352&cbQuality=1

Çılgın Aysel’e pembe pelüşlü veda / Vasiyeti neydi?

Akciğer ve omurilik kanseri tedavisi gördüğü hastanede pazar günü hayata veda eden söz yazarı Aysel Gürel’in cenazesi, toprağa verildi. Gürel için Teşvikiye Camisi’nde düzenlenen törende, kızları Müjde Ar, Mehtap Ar ve oğlu Söz Ar ile Müjde Ar’ın eşi Ercan Karakaş, taziyeleri kabul etti. Müjde Ar, tabutun camiye gelişi ve musalla taşına konuluşu sırasında annesinin pembe çiçekler bulunan tabutuna sarılarak, dua edip ağladı. Daha sonra Aysel Gürel’e ait iki gözlük ve pembe pelüş tabutun üzerine bırakıldı.

SANATÇI DOSTLARI NE DEDİ? / YAŞAMINDAN ANEKTODLAR… >>

Törenden önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mehtap Ar, Aysel
Gürel’in kızı olmaktan duyduğu gururu dile getirerek, “İyi ki Aysel
Gürel’in kızıyım, iyi ki öyle bir annem var, iyi ki beni ve ablamı
doğurdu. Çok şanslı bir aileyiz. Annemle vedalaşırken de ‘Anneciğim,
canım, bir tanem. İyi ki bizi doğurdun, annemiz oldun’ diye kendisine
bunu söyledim” diye konuştu.

Annesinin, dünyanın en namuslu ve en dürüst insanı olduğunu ifade eden
Ar, annesinin gençleri çok sevdiğini ve onlara, karşılık beklemeksizin
şiirlerini verdiğini kaydetti.

Ar, annesinin aşk ve sevgi dolu bir kadın olduğunu dile getirerek,
“İnsanları çok severdi. Bakın cumartesi, pazar esnafı burada. Her hafta
orada esnafla otururdu. Hep ‘Gençlere yardım edin’ derdi” diye konuştu.

Mehtap Ar, annesine, hastalığını söylemediklerini belirterek, “Annem,
akciğer ve omurilik kanseriydi. Bilmiyordu. ‘Sen üşüttün Aysel’im’
diyorduk. ‘Üşüttüm’ diyordu. Hasta olduğunu bence biliyordu ama o bize
oynadı, biz ona oynadık. Daha doğru kelime bu” dedi.

Annesi ile bir gün önce vedalaştıklarını belirten Ar, kendisine,
gençlerin önünün açılması, Atatürkçü gençler yetiştirilmesi gerektiğini
söylediğini dile getirdi.

Ar, annesinin reklam filminde çalışmasını istemediklerini belirterek,
“(Madem hasta değilim niçin izin verilmiyor. Çalışıyorum) dedi. Sonra
doğum gününü bekledi. Doğum günü 7 Şubattı. 17 Şubatta saat 04.25’de
vedalaştık. Türkiye’nin başı sağ olsun diyorum” şeklinde konuştu.

-“AYSEL BAŞKA BİR ALEME GİTTİ”-

Aysel Gürel ile ilgili duygularını dile getiren şarkıcı Harun Kolçak da
Aysel Gürel’in aklında yer eden şarkısının “Yıllar” olduğunu
belirterek “(Yıllar yıllar saçıma gümüş teller, elime solan güller)…

İşte Aysel Gürel lafı bu. Başka kimse yazamaz bunu” dedi.

Geride kalanlar için üzüldüğünü ifade eden Kolçak, “Aysel başka bir
aleme gitti. Işıl ışıl bir aleme gitti. Bu dünyadan, bu kirlilikten,
gittikçe kötüye giden bu halden kurtuldu. Ona ne mutlu. Bizler geriye
kaldık, onsuz kaldık” diye konuştu.

Gürel’in Türkiye’deki müzik adına çok doğru ve düzgün işler yaptığını
kaydeden Kolçak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tavizsiz, her zaman güzel şeyler yapan bir kişi daha gitti. Bir Onno
Tunç’ta bu kadar sarsılmıştım. Çok değerli üstatları da kaybettik
ama bir de Aysel beni çok yıktı. Çok özleyeceğiz. Onun neşesini,
kahramanlığını, kendi gibi olmasını, iki yüzlü, riyakar olamamasını,
kimseye taviz vermemesini, kendi gibi olmasını… Kendi doğrularıyla
yaşamasını kaç kişi becerebiliyor? O yüzden Türkiye adına da bir kadın
olarak da çok kahraman bir kadındı. Geçen hafta yatağında gördüğümde her
şeyin farkındaydı, yine de beni güldürmeyi başardı.”

-“TÜRKİYE BÖYLE BİR NEŞESİNİ YİTİRDİ”-

Erol Evgin de Gürel’in kendisinin tanıdığı en neşeli, en renkli insan
olduğunu belirterek, “Türkiye böyle bir neşesini yitirdi. Zaten ülkemiz
çok neşeli bir ülke olmaktan çıktı biliyorsunuz. Haber bültenlerini
açtığınız zaman bir tek neşeli habere rastlayamıyorsunuz. Berlin
hayvanat bahçesindeki pandaları gösteriyorlar neşe adına. Oysa bu ülke,
Nasreddin Hocaları yetiştirmiş bir ülkedir. Aysel Gürel bu anlamda çok
farklı, çok değişik ve çok önemli bir insandı. Nurlar içinde olsun.

Eşsiz ve yaşsızdı” şeklinde konuştu.

İbrahim Tatlıses de Gürel’in neşesi ve muhabbetinin bilinen bir şey
olduğunu dile getirerek, “Sevilen, sayılan bir insandı. Her şeye rağmen
esprileriyle kılığı ve kıyafetiyle çok sempatik, şirin bir anneydi.

Allah mekanını cennet etsin” dedi.

-“BENCE OLAĞANÜSTÜ BİR KADINDI”-

Sertab Erener de herkesin, Gürel’in hayatı gibi hayat sürmesi
temennisinde bulundu. Erener şöyle konuştu:
“Bu kadar sağlam, bu kadar hayatla dalga geçen, bu kadar üretken, bu
kadar çılgın ve olağanüstü… Bence olağanüstü bir kadındı ve hep öyle
kalacak aklımızda. Ben onunla olağanüstü şeyler yaşadım. Olağanüstü
işler yaptık. Onun en güzel şarkılarını söylediğime inanıyorum. Onun
şarkılarını söylemeye devam edeceğim. Daima içimde yaşayacak Aysel.”
Metin Özülkü de sanata Gürel’le birlikte ve onun sayesinde başladığını
vurgulayarak, “Ne öğrendiysem birçok konuda onun parmağı var. Bu konuda
ve sosyal yaşantıdaki bakışları açısından Türkiye için çok büyük bir
eksiklik oldu. Birçok konuda, her alanda devamlı nasihatlerde bulunan,
bildiklerini etrafındakilerle paylaşmak isteyen bir insandı” dedi.

Cenazeye Garo Mafyan, Suavi, Pakize Suda, Sezen Aksu, Zerrin Özer, Yonca
Evcimik, Nazan Şoray, Orhan Gencebay, Nükhet Duru, Adnan Şenses ve Yavuz
Bingöl gibi sanatçıların yanı sıra Şişli Belediye Başkanı Mustafa
Sarıgül de katıldı.

Gürel’in cenazesi, öğle vakti kılınan namazın ardından Zincirlikuyu
Mezarlığı’na defnedildi.

İşte vasiyeti
Mehtap Ar, Aysel Gürel’in vasiyetini şöyle sundu, “Annemin vasiyeti şuydu, tüm kadınlara söyle; bilsinler ki ben 80 yaşıma kadar çalıştım ve dimdik ayaktayım. Çalışmak ve ayakta kalmak güç ama ben başardım, tüm kadınlar da başarabilir”

Aysel Gürel… Türkoloji mezunu, şair, tiyatro ve sinema sanatçısı, şarkı sözü yazarı… Çok dolu bir hayat hikayesi. Herkes adına yaşanmış yıllar, kağıtlara dökülmüş, çoğu hayat bulmuş, çoğu her hangi bir notada hayat bulamamış 20 bin şiir. Hepsi sığmış 79 yılın içine. Kimisi ucundan dokunur kimisi tam bizi anlatır. Daha yapacakları vardı, hasta yatağında yakınlarıyla paylaştığı. Ne sözleri uçtu ne yazıları, hepsi kaldı ondan hatıra. İşte o hayattan kalan ‘komik’ hatıralar…

Çöp arabasına otostop yaptı
Aysel Gürel, ilginç açıklamaları, yaptığı sıradışı hareketlerle uzun süre akıllardan silinmeyecek. Bir keresinde Beyoğlu’nda bir gece kulübüne eğlenmeye gidince sabah 5’te evine gitmek üzere dışarı çıktı. Çıkar çıkmaz karşısında çöp kamyonu ve temizlik işçilerini görünce hemen yanlarına gidip, ‘Beni evime bırakır mısınız’ ricasında bulundu. Taksim’den Nişantaşı istikametine giden işçiler, Aysel Gürel’in bu ricasını kırmayarak onu Teşvikiye’deki evine kadar bıraktı. Taksi yerine evine çöp kamyonuyla gitmenin kendisini çok heyecanlandırdığını söyleyen Gürel, “Sıradan olmak, sıradan şeyleri yapmak tarzım değil” demişti.

Östrojen hormonum fazla
Şu bir gerçek ki, ben henüz menopoza girmedim. Evet, regl olmuyorum, yumurtlamıyorum ama östrojen hormonum aynı şiddette vücudumda var. Böyle olduğu için, ben azgın, hala fıkır fıkır bir kadınım. Bunun için yaşlılık kompleksim yok.

İlk öpücük
18 yaşındaydım. Trabzon’dan İstanbul’a geliyordum. Kamaram vardı tek kişilik. Kapı çalındı, “Buyurun, girin” dedim. Nihat girdi. Birdenbire saldırdı ve dudaklarımı emmeye başladı. Dudaklarım, böyle ateşe, kora değmiş gibi yanıyordu. Kurtuldum ve “Bu ne?” dedim. “Öpüş” dedi.

Şu an sevişiyorum
Evini arayan gazetecilerden bunaldığı bir anda telefon eden kişiye “Şu anda yatakta sevişiyorum iki saat sonra arayın” der.

Otoseksüelim
Cinsel kimliğiyle ilgili sorulara, “otoseksüelim” diye cevap verir.

Ben Türk kadının bilinçaltıyım
‘Her kadın en az bir kez, yanında kocası bile yatsa, rüyasında başka bir herifle yatmıştır. Bilinçaltının yarattığı bir durum bu. İlla ki tanıdığın biri olmasına da gerek yok. Hayır ben hiç yaşamadım diyen de yalan söylüyordur”

Nasıl evlendim
Alt kültürün tesiriyle oluşan, bekaret muhafazası diye bir şey vardı. Baskı vardı yani, tahsil hayatım uzun sürdüğü için bekaretimizi muhafaza ettik. Bazı günler, ortaokul arkadaşlarım beni ziyarete gelirdi, ben 22-23 yaşlarındayım. Yanlarında da yetişkin kız, erkek çocuklar… ‘Aaa ben bunları hatırlamıyorum bunlar kardeşiniz mi’ dediğimde onlar da, ‘Ne kardeşi, bunlar bizim çocuğumuz’ demeye başladılar. Ben de, ‘Galiba üreme için geç kalıyorum’ dedim. O sırada ben, Küçük Sahne’de oynuyordum, devamlı röportajlar oluyordu. Resimli mecmualara da kapak olarak çıkıyordum. O aralar fuayemize gazeteciler doluşuyordu. Çok güzeldim, kapak çekiyorlardı. O ara çok yakışıklı bir gazeteciye takıldım, Müjde’ye benziyor ama erkek düşün ki, bıyıklısı. O yıllarda Amerikan sinemasının meşhur aktörü Tyron Power vardı, ona benzeyen. Gece Postası’nda çalışıyordu o zaman, röportaj yapmıştı benimle. Bir gün Babıali’den geçerken gazeteye girdim, ‘Vedat bey burada mı’ dedim, ‘Odasında’ dediler ve odasına çıkardılar beni. Oturdum karşısına ve ‘Benimle evlenir misin’ dedim ona… Dört ay kadar sözlü kaldıktan sonra evlendik ama teklif benden geldi. Ben de artık geç kalmadan, ürünlerimi çıkartayım dedim. Ee yaş 25’lere gelmişti…

Muhsin Ertuğrul onu keşfetti
Akciğer kanseri tanısıyla iki aydır tedavi gören Aysel Gürel, bugün Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek. 1929’da Denizli’de Aysel Gürel’in çocukluğu ve gençliği hakim olan babasının görevi nedeniyle Trabzon’da geçti. Trabzon Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra, 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’ne girdi. 1952’de üniversiteden mezun olan Gürel, aynı yıl Küçük Sahne’de Muhsin Ertuğrul’un keşfiyle tiyatro oyunculuğuna başladı. 25 yıl çeşitli tiyatrolarda oynayan Gürel, aynı zamanda çok sayıda sinema filminde de rol aldı. Çocukluğundan itibaren şiire merak salan Aysel Gürel, yazdığı şiirleri de kitap olarak yayımladı.

"Aşk çok güzel bir masal"

Aysel Gürel’in vefatının ardından Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi’ne gelen kızı Mehtap Ar, çok üzüntülü olduğunu dile getirerek, annesinin ölümünün ani olduğunu söyledi. Ar, “Siz basın mensuplarına, bu karlı havada bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederiz” dedi.

Müjde Ar’ın eşi eski bakanlardan Ercan Karakaş da “Biz ailesi olarak çok üzüntülüyüz. Eşim Müjde çok üzüldü ve tansiyonu yükseldi. Sanıyorum sizlerin karşısında olamayacak bugün” diye konuştu.

İşte Aysel Gürel’in yaşam öyküsü >>

Karakaş, “Aysel Gürel bir süredir tedavi gördüğü hastalık nedeniyle vefat etti. Kültür Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay da arayarak başsağlığı dileklerinde bulundu” dedi.

Ercan Karakaş, Gürel’in cenazesinin, Teşvikiye Camii’nde 19 Şubat Salı günü öğleyin kılınacak namazın ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verileceğini bildirdi.

Besteci Garo Mafyan da “Çok üzüldük. Başımız sağolsun. Konuşacak pek bir şey yok. Ne denebilir ki?” dedi.

Gazeteci-yazar Ruhat Mengi de Aysel Gürel’in ölümünden dolayı üzüntülerini ifade etti. Mengi, “Hayata çok bağlı bir insandı. Bu nedenle ölümü yakıştıramadığımız insanlardandı. Bir süredir biliyordum onu kaybedeceğimizi. Bu nedenle de yanından hiç ayrılmadım” diye konuştu.

***********

DENİZLİ’de 7 Şubat 1928’de dünyayaya gelen Aysel Gürel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Şarkı sözü yazarlığının yanı sıra, Türkolog, edebiyat öğretmeni, tiyatro oyuncusu ve şairdi. Şarkıları arasında dillerde marş olan Firuze, Ünzile, Yalnızca Sitem, 1945, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Değer mi?, Sır, Yolun Başı, Sarıl Bana, Zor Kadın, Aşk, Yanarım, Vur Yüreğim, Abone, Zorba Aşk, Dönmeyeceğim, Ayrıldık İşte, Son Dua, Gençlik Başımda Duman (Ateş Böceğim), Bilmem Hatırladın Mı?, Deli Balım, Yörük Yaylası, Arabesk bulunuyor. Şiir Şimdi ve Senin İçin Sana Değil isimli iki de kitabı bulunan Gürel, şu filimlerde rol aldı: Meyhane Köşeleri, Tek Kollu Canavar, Yurda Dönüş, Mıstık, Gümüş Gerdanlık, Silemezler Gönlümden, Hop Dedik Kazım, Öyle Olsun, Tantana Kardeşler, Kaybolan Saadet, Arzu, Yansın Bu Dünya, Fosforlu Cevriye. Bendeniz Aysel dizisinde de rol alan Gürel son olarak Aysun Kayacı ile birlikte bir reklam filminde rol almıştı.

Yazdığı sözlerle popüler müziğimize onlarca güzel şarkı kazandıran ünlü söz yazarı Aysel Gürel, renkli kişiliği ve çılgınlığıyla da tanınıyordu. Sinema sanatçıları Müjde Ar ve Mehtap Ar’ın da annesi olan Aysel Gürel, yaşamına dair detayları Birzamanlar sitesinden Deniz Durukan’la olan röportajında açıklamıştı. İşte o röportaj ve renkli yaşamından kareler >>

***********

Söyleşi: Deniz Durukan (Birzamanlar.net)

Aysel Gürel Türkiye’nin en önemli söz yazarlarından biri. Özellikle Sezen Aksu’nun seslendirdiği Ünzile, Firuze, Sitem gibi şarkı sözleri hala belleklerimizde. O yazdığı şarkılarla bu işte ne kadar usta olduğunu kanıtlamış, bir dönem oyunculuğu ile de dikkat çekmiş biri. Gürel, sadece sanatçı kişiliği ile değil; yaşamı, uçuk kaçık halleri, dobra sözleriyle de hep ilgi odağı oldu. Elbette merak uyandırıyor Aysel Gürel’in ardındaki diğer Aysel Gürel. Şişli’deki evinde kendisini ziyaret ettiğimde inanılmaz bir enerji ile karşıladı beni. O televizyondaki görüntülerinden daha güzel ve daha gençti. Üstelik o sıcacık halleri ile etrafa hoş bir koku bırakıyordu. O koku Aysel Gürel’in ta kendisiydi.

– Dışardan bakıldığında özgür, çılgın, hafif delişmen bir kadın portresi çiziyorsunuz. Oysaki şarkılarınızda daha içsel, daha olgun, çok da duygusal bir kadın portresi var. Nedir iki Aysel’in arasındaki o ince ayrım.

İki ayrı Aysel Gürel var. Biri perukasını takar, makyajını yapıp delimtrak hareketlerle ilgi çeker ve lafı patlatır. Sabah kalktığında kapıyı çekip Amerika’ya gidebilecek bir Aysel. Bağsız, özgür bir kadın. Diğeri de öğretmen kimliğinde, kültürlü; bunu çekinmeden söylüyorum çünkü kültür Türkiye’de tamamen dibe vurdu. Alfabeyi okuyana, internetin başına oturup yazan çizene ne kültürlü diyorlar. Kültür sonsuza kadar okumaktan geçer. Maalesef bizim sektör bu konuda çok zayıf insanlarla dolu. Müzik, Türkiye’de geri kalmışlığın sembolü oldu. Televizyon kanalları da buna çanak tutuyor. Hani “halk istiyor” gibi klişeler var ya, güya onlara uyuluyor. Oysa yok böyle bir şey. Türkiye’de şarkının, müziğin yerini bacak ve kalça aldı. Bunlar kötü demiyorum, bunlar çok güzel, cici, eğlendirici kızlar. Şarkı söylediklerini zannediyorlar, bu da bir gayrettir, söyleye söyleye otuz sene sonra belki öğrenirler. Halkın hoşuna gidiyor deniliyor, onlara kaset yapılıyor. Diğer taraftan, çok değerli müzisyenler revaçta değil.

– Gözlemlediğim kadarıyla doksanlı yıllarda pop müzikte bir patlama oldu, fakat her önüne gelen kısa bir süreliğine meşhur oldu. Pop müziğin içi boşaltıldı, şimdi rock müziğe de aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Özellikle pop müzikteki lirikler çok iğrenç.

Evet, iğrenç değil ama tiksindirici diyebiliriz. Bu eğlencelik oğlanların ya da kızların hatası değil. Korsan kasetle mücadele eden yapımcılar maliyeti düşürmek için sokaktan yakaladıkları herkesi, yüzüne bakılır bir genç kızı ya da delikanlıyı alıyorlar, okuma yazma biliyorsa, biraz da beste yapabiliyorsa, tamam, hadi gel diyorlar. İyi bir şey beklemeye hakkımız yok. İsim vermeyeceğim, birkaç kadın şarkıcı var, insanlar onların karşısında ayılıp bayılıyor, yerlere atıyorlar kendilerini. Tahsili, kültürü, öngörüsü olmayan, hatta yazdığı şeyin farkında olmayan -büyük bir olasılıkla yazdıkları alıntıdır, hırsızlığa da alıntı deniyor artık- kişiler bunlar. Hayret etmiyorum bunlara, çünkü hitap ettikleri kitle ile uyuşuyorlar. Tv kanalları bunları sunarak böyle bir kültürün yaygınlaşmasını sağladı. Gerçek değerler ise göz ardı ediliyor. Çünkü bu değerleri sundukları zaman yapımcıların da maliyeti artacak. Benden şarkı sözü alan büyük isimler bile maliyet artar diye ürküyorlar. İşte böyle, dibe doğru gidiyoruz. Yani limonu yemeğin üzerine sıktığında o limonun dibe çökmesi gibi bir şey bu. Müziğe de limon sıkılmıştır.

– Aşk peki?

Aşk olsaydı genelevler olamazdı. Aşk çok güzel bir masal. Çocukluğumuzda Sindirella, Uyuyan Prenses gibi masallar anlatılırdı. O masallarda yaşanan aşk yansıtılırdı. Ama hayatta öyle değil aşk.

– Bir yanılsama mı?

Tabii ki. İnsan patatese de aşık olabilir, bir tabloya da. Örneğin ben çelloya aşığım . Erkekle kadın arasındaki aşkın varlığına inanmak mümkün değil. Hayvanlar alemine bakın; dişi maymunlar günde altmış maymunla çiftleşiyor. Şimdi erkekler de öyle, boğa gibi. Bir kadının üzerine çıkıp jimnastik hareketleri yapıyorlar. Hatta bir spor salonuna gidip bisiklet çevirmekle aynıdır onların aşk anlayışı. Ama özel kişiler de var, şairler, ressamlar, yazarlar bu hayvani duyguyu idealize eder, kendilerine göre yapıtlar verirler. Bu da bir uyutma sistemi aslında. Her insan aynı derecede hassastır, şairdir, ama eğitim görüp dili iyi kullanması gerekir. Şimdi Kayahan bir şarkısında “bizimkisi bir aşk hikayesi” diyor. “Bizimki” tamam da, “si” ne oluyor? Artık gülüyorum, ikaz etmekten yoruldum. Müziğe söz yazan, ama bunu şiire yakın durarak yapan kişiler ortaya kalıcı yapıtlar koyar. Elli sene sonra dili iyi bilen birileri gelip baktığında “yuh” der, “neler yazmış böyle?” Bu önemlidir.

– Ahmet Hamdi Tanpınar desem…

O benim hocamdır. Onlar yüz senede bir gelen insanlar. “Su, mermer ve yeşil ve ölümsüz ilkbahar” hocamın şiiriydi, ya da ben etkilenip yazmışım, hatırlamıyorum. Benzerlikler şair için yararlıdır. İlk şiir modellerini okuduğu zaman ona benzer şeyler yazar. Ama kendi üslubunu bulmamış bir şaire, şair diyemeyiz. Ben de çok bocaladım, kimi zaman Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Haşim, Pablo Neruda oldum. Ta ki kendi şiirimi bulana kadar. Çünkü şiir duvarı çok geç ve güç örülüyor. Bir şarkıyı dinlediklerinde bu Aysel Gürel’in sözleri diyebiliyorlar, bu benim için çok önemli. Şarkılarımdan çok bu üslubu oturtmak bana gurur verir. Ama ticari şarkılar yapmıyor muyuz? Yapıyoruz. Sanatçı öyle bir şey istiyorsa yapıyorsun. Bu da işin işportası.

– Size gelen kişilere verdiğiniz şarkıları neye göre belirliyorsunuz?

Bana Ünzile, Füruze gibi bir şarkı yaz diyorlar. Karşımdaki kişi onu okuyabilecek yapıda, ya da seste değilse, okuyamazsın diyorum. Gücenmiyorlar!

– Bu şarkılar size para kazandırıyor mu?

Kimse heves etmesin, şarkı yazarak geçinmek imkansız. Bende altı valiz dolusu şarkı var. Eğer beni geçindirebilecek olsa, şimdi trilyoner olurdum. Mesam’dan üç beş kuruş gelir, o kadar.

– Aşka dönelim, takıntılı bir durum yok mu aşkta? Belki bir çeşit obsesyon…

Grip gibi, ya da aids gibi de düşünebilirsin. Virütik bir şey. Aslında olay şu; seks dürtüsünü, böyle birbirinin üzerinde tepişmeyi edepli hale getirmektir aşk. İnsan önce kendini sever, bir de çocuğunu. Üçüncü şahısı düşünemezsin.


– Şarkılarınızda vurgun sözcüğünü çok sık kullanıyorsunuz. Nedir bu vurgunun hikayesi?

Ben yüzücüyüm. Karadeniz’de büyüdüm. Bir anlamda denizkızıyım. Karadeniz, bir adım attıktan sonra üç insan boyu olur. Sekiz kere boğuldum, suni teneffüsle hayata döndürdüler. Ağzımdan kanlı köpükler, kumlar gelerek… Boğulma anındaki o renkleri ve resmi unutamıyorum. Önce çok güzel filizi bir yeşil beliriyor, sonra o yeşil neftileşiyor, derken siyaha dönüşüyor. Karadeniz’de lamboz dediğimiz anaforlar var. Ayağının başparmağını oraya kaptırdığın zaman helezon halinde dibe kadar gidersin. Çoğu arkadaşım daha on dört, on beş yaşlarındayken o şekilde boğuldu. Muhafazakar bir yerdi, denize mayoyla girilmiyordu. Ben hariç tabii. Gece ay ışığında elbiseyle denize girerlerdi. O elbiseler su içinde şişip kabarırdı. O kızlar deniz perileri gibi el ele tutuşup giderlerdi. İçlerinden birisinin ayağı lamboza takıldı mı, zincirleme hepsi peşinden giderdi. O nedenle sabahları vurgun yemiş gibi uyanırdım. “Gitti Kebire gittii, Semiha gittii” çığlıklarıyla, tahta teneşirlerin üzerinde upuzun saçları arkadan sarkmış yıkanırken seyrettim bir çok arkadaşımı. Geceleri hep hesaplarım; şimdi Kebire kaç yaşında olacaktı diye… Hepsi bakire olarak, öylece gittiler.

– Elbiselerle denize girmedim dediniz, aileniz daha mı moderndi?

Modern demeyelim ama daha akıllıydılar. Çünkü denize, eğer balık adam gibi teçhizatın yoksa, üstünde fazla bir şeyle girilmez. Dünyanın birçok yerinde insanlar suya çıplak giriyor. Biz sudan geliyoruz. Ana rahminin içindeki amnion sıvısında yüzerek hayata başlıyoruz. Karaya çıkınca tekrar örtünmenin alemi ne!

– Babanızın işi neydi?

Babam savcıydı. Cumhuriyetin örnek ailelerinden biriydik. Annem ve babam Cumhuriyet balolarına katılırdı. Babam yetmiş sekiz yaşındayken bile, ben sigaramı çıkardığımda gelip yakardı. Bu benim çocuğumdur demez, bir kadının sigarasının yakılması gerektiğini bilirdi. Hiçbir zaman namaz kılın, oruç tutun diye baskı yapmadı bize. Dört katlı bir Rum konağında oturuyorduk. Babam eğilip kalktığında karnının ağrıdığını düşünürdüm. Namaz kıldığını annemden öğrendim. Sonra iftarda, sahurda aileye işkence yapmaz, yemek nerede diye hesap sormazdı. Akşam üstü biraz pestili suyun içinde ezer, pideyle yerdi. Neden yemek yemiyorsun diye sorduğumda “barsaklarım bozuk” derdi. Bunun neden otuz gün sürdüğünü anlamazdım. Saygı ve namus gibi hasletler beyindedir. Birinin elini öpüp başına koymak saygı değildir. Hatta hijyenik değildir. Apış arasını karıştırmıştır, altı yaşında bir çocuğa mikroplu elini öptürür, bir de başına koydurtur. Zaten bu başa koyma hikayesi ilk çağlardan kalma. Daha kavim halinde, mağaralarda yaşarken, ateş bile yokken ailenin en yağızı çıkıp avlanır. Kış aylarında, avlanamadıkları zaman birbirlerini yerler. Önce kimi yerler; elbette yaşlıları. Bir insan bir insanı yiyeceği zaman ilk olarak elini kavrayıp kendine yaklaştırır, sonra kafadan, kulaktan, burundan yemeye başlar. Modern toplumlarda, karşılaşan iki kişi önce elini uzatır ya, aslında o beslenme güdüsüdür. Tam elinden tutup kendine çekerken “bizim dedeler de neler yiyordu, biz yemeyelim” diye düşünür, o eli öper, başına koyar. Bu hareketin anlamı şudur; geçmişte birbirlerini yiyenlerin namına senden özür dilerim. Bu saygı değil, pişmanlıktır.


– Oyunculuk yönünüz de var. İlk oyununuz hangisiydi?

İlk kez Romeo ve Jüliet’te Jüliet’i oynadım. On beş yaşındayım. Trabzon Halk Evi’nde muazzam etkinlikler olurdu. Orta sondaydım, devlet tiyatrosu oyuncusu Talat Gözbak askerliğini yapmak üzere oraya gelmişti. Ağzında piposu, şal yakalı yeşil kıyafeti, başında fötr şapkasıyla çok şık bir adamdı. Halk evinin kapısına “oyun oynanacak kız aranıyor” diye ilan astılar. Hemen koştum. Talat Bey bana baktı, çok sıskasın dedi. Ama başka müracaat eden olmadığı için ben oynamak zorunda kaldım. Trabzon’daki bir kiliseden sinema yapılmıştı, orada sahne aldık. Civardaki bütün valiler, Erzurum, Giresun valisi, hepsi geldiler. Ertesi gün yerel gazetelerde “memleketimizin medarı iftiharı bir genç kız neşet etti” diye yazıldı. Babam da “kimmiş bu çocuk, aferin” dedi.

– Haberi yok muydu?

Yoktu, çünkü babam çok çalışırdı. Uhud seferinde Hazreti Muhammed’in devesinin sağ arka ayağının bir çivisi eksiktir, onları bile bilirdi. Babam hem meşhur bir din adamı, hem de Hukuk Fakültesinin ilk mezunlarından biriydi.

– Sonra?

Lise yıllarında klasikleri oynadık. İsmet İnönü de gelip seyretmişti beni.

– Niye bıraktınız?

Şiire bulaştım. Şiir beyinsel faaliyet isteyen bir iş. Gerçi oyunculukta da var o beyinsel faaliyet, ama aynı zamanda bedensel faaliyet içersinde oluyorsun. Şiirde ise, istersen şezlonga uzanıp yazabiliyorsun.

– Yalnızlık desem size?

Dört yatak odası, çok büyük bir salonu ve çok büyük bir mutfağı olan üç yüz metre kare bir evde yalnız yaşıyorum. Bu bir tercih. Sevgilim de var, ama o herhangi bir ziyaretçi gibi, takım elbiselerini giymeden kravatını takmadan gelemez, on beş dakikadan fazla da oturamaz. Yatağıma giremez, burada bir bardak kahve içtiği zaman o bardağı yıkamadan gidemez. Bir simit bile yedirmem. Şimdi bu yalnızlık benim tercihim. Ve bu yalnızlığın çok büyük bir lüks olduğunu biliyorum. O masallardaki Rapunzel şatoda tek başına oturuyor, oğlan da saçına tutunup yukarı çıkıyor. Benimkiler de asansöre çıkıp bana ulaşıyor. Yalnızlık donanımsız insan için çok korkunç bir şey. El becerileri olan için biraz daha ehven. Ben hiç yalnızlık hissetmiyorum. Aslında tek başıma çok kalabalığım.

Hürriyet, internet sitesinde Aysel Gürel’e ait renkli karelere yer verdi:
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?P=1&cid=9839&rid=4369